WEB SAYFAMA HOŞGELDİNİZ
Yusuf KAYNAR
(Arastirma Görevlisi)
Gazi Üniversitesi Ticaret ve Turizm Egitim Fakültesi Isletme Egitimi Bölümü
..
DERGİLER
       
SEÇME YAZILAR-1

Mazrufundan Evrenkent (Veya Üniversite)

  YUKARI ÇIK
Mazrufundan Evrenkent (Veya Üniversite)
GİRİŞ ...................................................................................................................... (sayfa başına dön)

Bu yazida “evrenkentin” (üniversitenin ) toplum hayatindaki rolü ve üstlendigi misyon incelenecektir. Üniversite gerçegine bir tanimlamayla giren yazida, Türk tarihinde egitim ve bilim camiasinin üstlendigi role deginilecek ve daha sonra egitim sistemimizin genel problemleri içinde yüksekögretim gerçeginin bazi alanlarina isik tutulacaktir.
 

ÜNIVERSITENIN ISLEVLERI, GÖREV VE SORUMLULUGU ............(sayfa başına dön)

Üniversite; bünyesinde bulunan bilim-uzmanlik alanlarinda, bilim için, toplum için, ekonomi, devlet, insanlik için bilgi üretir ve yayinlar. Bu amaçla çesitli arastirma, egitim faaliyetleri ve planlari üretir.

Teorik olarak; üniversite üstlendigi görev ve sorumluluklari yerine getirecek kendi akademik kadrosuyla birlikte devlet, ülke ve toplumun ihtiyaci olan isgücünü ve insan kaynagini en az dünyadaki önde gelen benzerlerinden geri kalmayacak ölçüde yetistirir ve gelistirir. Bunun için kendisine devlet ve toplum tarafindan tahsis edilen kaynaklari en verimli bir sekilde kullanarak bilim yarisinda gereken gayretleri göstererek hiç tükenmeyecek amaçlarina dogru sürekli kosmaya devam eder. Üniversite hep toplumunun önünde gider ve içinde bulundugu toplumu, ülke ve devletini yüceltmeyi amaç edinir.

Üniversitenin görev ve sorumluluk alanlarindaki basarisi ile toplumun gelismislik düzeyi arasinda paralellik vardir. Bu baglamda toplum, ülke ve devlet islerinde iyi giden her seyde üniversitenin katkisi vardir. Kötü giden her seyde ve bunlarin düzeltilmesi için yapilmasi gerekenlerin bulunup, planlanip uygulanmasinda da birinci derecede sorumluluk sahibi ve merciidir. Bu anlamda üniversite toplumun bilgeligi ve hafizasi, devletin akli, ülkenin bahçivanidir.

Toplumun bilgelik düzeyi diger toplumlara göre geri ise üniversite geridir. Toplumun hafiza kalitesi düsükse üniversitenin hafiza kalitesi düsüktür. Devletin akli zayifsa üniversiteninki de zayiftir. Ve ülke bahçesi mamur degilse üniversite iyi bahçivan degildir.

Görev ve sorumlulugunu yerine getirmeyen bir memur görevinden azledilir. Ve bu görev daha iyi yapabilecek ehil ellere teslim edilir. Milli üniversitelerin egitim ve isgücü yetistirme hizmetleri yetersiz bulunursa bunu yabanci ülkelere ögrenci göndererek bir ölçüde telafi etme imkani teorik olarak vardir. Ancak uygulamada gönderilebilecek ögrenci sayisi, gidipte gelemeyen ögrenci sayisi, beklenen kalitede dönemeyen ögrenci sayisi gibi sorunlardan dolayi teorik olarak cazip görünen bu durum beklenen sonuçlari vermemektedir.

Üniversitenin arastirma faaliyetleri, topluma ve ülkeye yapabilecegi diger katkilari yabanci ülkelerdeki üniversitelere devredilemeyecegine göre demek ki üniversite mutlaka görev ve sorumluluk alanlarina sahip çikmali ve kendine çeki düzen vermelidir.

Bir Ülke ki depremlerde, üniversitesinden mezun olmus mühendis ve yöneticilerinin gözetiminde yapilan binalari daha fazla yikima ve maddi manevi zararlara maruz kaliyorsa,

Trafik kazalarinda rekorlar kiriyorsa, saglik, sosyal güvenlik ve adalet isleri alarmlar veriyorsa, ekonomisi dis sermayeye muhtaç hale gelmisse, ülkede nitelikli- niteliksiz issiz stoklari eritilemeyecek hale gelmisse, tarim ve hayvancilik atil kalarak insanlari açlik tehlikesiyle karsi karsiyaysa bütün bunlara ragmen Milli üniversite bu sorunlari çözmek için elini tasin altina koymak yerine sadece seyrediyor ve bilirkisilik rolleri üstlenmeye kalkisiyorsa orada üniversite görevini yapmiyor sorumluluktan kaçiyor, islevlerini yerine getirmiyor demektir.

Türkiye'de üniversite sayisi, akademik personel sayisi, ögrenci sayisi, üniversitenin bütçeden veya milli gelirden aldigi pay gibi ölçütlerde çesitli orantisizliklar oldugu söylenebilir. Üniversitenin belirgin olarak ortaya çikan sorunlari bu orantisiz dagilimlara bagli olarak yorumlanabilir. Ancak bunlar sadece mazerettir. Toplum hala üniversitenin bir çok alanda sadece bir bilirkisi olduguna inaniyor. O halde üniversite yetkinligini isbat etmek zorunda ve toplumdan bekledigi ve toplumun kendisinden bekledigi katkilar konusunda ikna edici çalismalar yapmalidir.

Üniversitelerin ekonomik sorunlarinin bulundugu ve milli gelirden veya bütçeden daha az pay aldiklari olgusundan hareketle “marifetin iltifata tabi oldugu” sik sik dile getirilir. Ancak unutulmamasi gereken temel bir gerçek sudur ki “iltifat da marifete tabidir”. Marifet marifetligini göstermedikçe iltifat beklememelidir. Bugün Türkiye de bazi önde gelen üniversitelerin bütçesi bile Selçuklu Imparatorlugunun toplam bütçesine yakindir. Bu nedenle bir üniversitenin bilimde öne geçmesi parasal kaynaklardan daha çok içinde tasidigi ruhla ilgilidir.

YUKARI ÇIK

TARIHTEN RUH ÇAGIRMA .................................................................................. (sayfa başına dön)

Türk ve Islam tarihinde üniversite ve bilim kurumu Büyük Selçuklu Devleti tarafindan kurulan Nizamiye Medreseleri'ne gelene kadar önemli gelismeler kaydetmistir. Türk medeniyetinde ve devletlerinde ilmiye sinifina, bilgelere, bilginlere çok deger ve önem verildigi bilinen tarihi bir gerçektir. Bu konuda ünlü Türk bilgini ve bilim adami Prof. Dr. Oktay Sinanoglu son yillarda yayinlanan ve çok ses getiren kitaplarinda önemli vurgular yapar.

Bilim tarihinde Islam dünyasinin verdigi katkilar ve gelismeler hakim bir sekilde 6. yüzyildan itibaren belirgin olmaya baslar. Islamiyet'in dogup yayilmaya basladigi dönem ayni zamanda bilimsel çalismalarin ve düsüncenin en önemli ve hayati hamlelerinin yapildigi dönemdir.

Islam'in getirdigi ilmi anlayis Çin'den Roma'ya kadar olan bölgedeki o dönemin ilmi mirasi ve kazanimlarini (müktesebatini) temel alarak bilimi önemli bir gelisme dinamigi olarak benimsemis, gelistirmis, ögretmis, yayinlamis ve kullanmistir.

Ilim Islam Peygamberi Hz. Muhammed (sav) tarafindan insanligin ortak mali olarak ilan edilir. Bilimin verilerini toplum ve devlet hayatinda kullanmayi tesvik eden Islam düsünce sistemi ayni zamanda bilimsel gelismenin önündeki engelleri kaldirarak bilim kurumlarinin gelismesine ve kurumsallasmasina çok önemli katkilarda bulunmustur.

Bilim ve “bilimsel bilgi” den faydalanmayi ön plana çikaran o dönemin Islam devletleri bilime ve bilim adamina getirdigi yeni hayat alanlari ile toplum gündeminin önüne “ilmi” koymus ve Insanlik tarihinin en önemli aydinlanma döneminin açilmasini ve yayginlasmasini saglamistir.

Devlet adamlari ve kurumlari etrafinda itibar görmeye baslayan bilim adamlari, bilgeler ve ilmiye sinifi fetihlerle büyüyen Islam devletinin gücüne güç katar. Ilim, devlet ve toplum kaynasmasi insanlik tarihinde ilk kez bu kadar iç içe bir durum sergiler.

Islam tarihinde üniversite sistemi, ders görülen bina-yer anlaminda “medrese” çatisi altinda gelismistir. Medrese sisteminin kurumlasmasinda Selçuklu Imparatorlugu dönemi uygulamalari tarihi bir dönüm noktasidir.

Anadolu fatihi büyük Türk devlet adami Sultan Alparslan tarafindan veziri Siyasetname yazari Nizam –ül Mülk Ünvanli Ali Hüseyin bin Ali vasitasyla Bagdat'ta kurdurulan ve bina cephesinde Nizam-ül Mülk yazildigi için “Nizamiye” (veya Nizamiye Medresesi) diye meshur olan Islam dünyasinda ilk defa maasli müderrisleri, erzakli (devlet burslu) ögrencileri, gelismis ders programlari, zengin kütüphanesi, giderlerini karsilayan vakfiyeleri ile Nizamiye Medresesi Türk-Islam tarihinde model bir medrese ve günümüzün evrenkentlerinin (üniversite) esin kaynagi ve yeryüzünün ilk üniversitesidir. Bu baglamda Selçuklu Imparatorlugu, egitim ve ögretim bakimindan Islam dünyasinda çaginin bir dönüm noktasini teskil etmistir (Bkz: Büyük Islam Tarihi, Cilt 7, Çag yayinlari, s.208; Ihyau Ulumid-din Cilt 1 s:XVIII – Bedir Yayinevi nushasi Ueydullah Küçük'ün önsözü).

Islam dünyasinin bilimdeki katkilari ve üstünlügü Endülüs medeniyeti yoluyla batiya ulasmis ve Rönesans'in muharrik gücü olmustur. Rönesans' la bati dünyasinda baslayan aydinlanma dönemi uzun yillar kaynagini Islam dünyasindaki gelismelerden ve katkilardan alan bilimsel kazanimlardan faydalanmaya devam etmistir. Bu dönemde batida, Nizamiye benzeri Türk Islam egitim kurumlari model alinarak üniversiteler kurulmaya ve yeniden yapilanmaya baslamistir. Artik bu süreçte bati medeniyeti dogudan aldigi ilmi mirasi isleyerek gelistirmeye baslamis ve ekonomik, sosyal gelismesinde ve dünya güç dengelerinde hakim olmasinda ilmiye sinifina yaslanmaya baslamistir. Artan zenginlik ve kaynaklar ilmi gelismeyi, bilimsel gelisme ise zenginligi beslemistir.

Bu dönemde önemli ölçüde Osmanli Devleti tarafindan temsil edilen Türk-Islam dünyasi gerileme dönemine kadar bilimde ve egitimde üstünlügünü korumus gerileme döneminde bu üstünlügünü batiya kaptirmakla birlikte yaristan da kopmamistir. Gerileme dönemi sonunda baslayan çekilme ve küçülme döneminde “medrese” kendini yenileyememis, Tanzimatla birlikte baslayan süreçte batidaki gelismelere paralel olarak yeni yüksek ögretim ve egitim kurumlari açilmaya baslamistir. Medrese Osmanli imparatorlugunun gerileme dönemi ile birlikte dini ilimlere yogunlasmaya baslamis ve son dönemlerinde de dini ilimleri ana ihtisas alani olarak kabul ederek diger bilim dallarindaki egitim faaliyetlerini üniversite sisteminin alanina terk etmistir.

Medrese müessesesi Cumhuriyet dönemi ile birlikte tasfiye olmus yerini alan Evrenkentler (Üniversiteler) devletin ve toplumun ihtiyaci olan bilim dallarinda egitim ve arastirma faaliyetlerine girismistir. Cumhuriyet dönemiyle birlikte canlanmaya baslayan üniversite sistemi bazi alanlarda beklenen atilimi yapamamis, ülkenin ve devletin genel gelisme düzeyi ile paralel olarak gelismesini sürdürmüstür.

YUKARI ÇIK

ÜNIVERSITEYE GIDEN YOL ................................................................................. (sayfa başına dön)

Türkiye'de ana okulundan üniversiteye kadar bütün devlet okullarinin finansmani devlet tarafindan karsilanir. Ögrenciler ilkögretimden sonra çesitli düzeyde lise veya meslek liselerini bitirdikten sonra bir seçme sinavi ile kazandiklari takdirde tercih ettikleri alanlarda lisans egitimine hak kazanirlar. Bu egitim hakkinin finansmanini devlet karsilar ve neredeyse, ögrencinin kisisel masraflarini saymazsak, egitim bedavadir.

Bir ögrencinin tercih ettigi bir üniversite programina kayit hakki kazanma yarisinda ögrencilerin ilkögretim basarisi ve arkasindan lise düzeyinde sürdürdügü performansi önemli ölçüde rol oynar. Bu yarista ailelerin, ögrencilerin, okul idarelerinin ve her seyden önemlisi ögretmenlerin önemli katkilari vardir. Ögrencinin basarisi ile yarisin katilimcilarinin katki düzeyi arasinda yüksek düzeyde bir baginti vardir. Basta ögretmen, okul idareleri, aileler, ve tabii egitim sistemi yöneticileri ögrencilerin akademik basarisinda önemli katkilar ve roller üstlenirler. Bu zincirin halkalarindaki zayifliklar egitim sisteminin zafiyeti olarak ortaya çikmakta vatandaslar arasindan egitimde firsat esitsizligi sorunlari ortaya çikmaktadir.

Egitim sistemi yöneticileri ve en önemlisi ögretmenler üniversitelerin birer mezunu veya üniversite sisteminin çiktisidir.

Ögretmen yetistirme sistemi 1981 üniversite reformuyla milli egitim bakanligi sorumlulugundan üniversite sorumluluguna devredilmistir. Bunun hakli gerekçeleri vardir. Bu gerekçelerin dogrulugunu destekleyecek basarili sonuçlar elde edilmistir. Ancak üniversite sistemindeki zayif noktalar ayni zamanda milli egitim sistemini de çok olumsuz olarak etkilemektedir.

Milli egitim sisteminde ortaya çikan kalite problemlerinin altinda egitimci isgücü yani ögretmen yetistiren kurumlarin önemli sorumluluklari bulunmakla birlikte bir isveren olarak Milli Egitim Bakanligi ögretmen seçme, yerlestirme, ise alistirma (oryantasyon) sürekli ve hizmetiçi egitim konularinda önemli zafiyetler göstermektedir. Bu zafiyetler ülkenin genel egitim sistemi problemleri olarak bir sorunlar yumagi haline gelerek gelecek nesillerin dünya rekabetinde öne çikmalarini engellemektedir.

YUKARI ÇIK

EGITIM SÜREKLI BIR SEFERBERLIK HALIDIR ............................................ (sayfa başına dön)

Birey, toplum ve devlet açisindan egitim sürekli bir teyakkuz halidir. Egitim faaliyetinde verimlik esastir. Egitim dünyasinda her sey en kit kaynaklardan en yüksek verimi beklemek, almak üzerine kurgulanir.

Egitim faaliyeti içine katilan bireyler ögrencisinden, ögretmenine ve yöneticisine kadar zamanla yarisir. Bütün amaç yirmili yaslarin basinda kendine, ailesine, toplumuna, ülkesine ve insanliga faydali nitelikli bir birey yetistirmektir ve bütün gayretler bunun için seferber edilir. Egitim performansi yüksek bireyler, aileler, ögretmenler, okullar ve toplumlar bu sonuca gösterdikleri gayret ve egitimi ciddi bir görev ve sorumluluk alani görmeleri ile ulasabilirler.

YUKARI ÇIK

KURSLAR ........................................................................................................................ (sayfa başına dön)

Türk egitim isteminde okullar basarili ve basarisizlar diye iki uca ayrilir. Bu iki uç arasinda çesitli dereceler de bulunur. Bu nedenle ailelerin sosyal ve ekonomik düzeyi ve özellikleri ile de iliskili olarak ögrenciler ilkögretimden baslayarak bir sinav yarisi içine girmektedirler.

Teorik olarak finansmani devlet tarafindan karsilanan devlet okullarinin kaynak ve imkanlari birbirine çok yakindir. Fakat uygulamada bu yapi bozulmus toplumun çesitli sosyo-ekonomik kesimlerinden gelen ve biyolojik özellikleri bakimindan birbirinin ayni özelikleri tasiyan ögrenciler bir kisim nedenlerle soysal ve ekonomik statülerine göre seçme sinavlari ile elenerek daha kaliteli oldugu varsayilan Anadolu liselerine ve benzeri okullara yönlendirilmekte, bir vatandas olarak bireyin egitimdeki firsat esitligi hakki ihlal edilmektedir.

Devletin bazi okullari digerlerinden daha ön plana çikarma hakki tartismali olabilir. Ancak ögretmen ve okul yönetimlerinin ve hatta ailelerin kendilerini ve ögrencilerini ikinci üçüncü sinif bir vatandas durumuna düsürmeleri son derece yanlistir. Bu durum ayni zamanda Türkiye Cumhuriyetinin ve devletinin temel teorik yapisiyla, kültürel birikimimizle ve tarihi mirasimizla da çelismektedir. Bu nedenle egitim camiasi egitim isini ulusal bir hayat memat meselesi olarak kabul etmek ve kaynak ve imkanlarini bu bilinçle degerlendirmek zorundadir.

YUKARI ÇIK

SEÇME YERLESTIRME SINAVLARI ..................................................................... (sayfa başına dön)

Türk egitim sisteminde ögrenciler ilkögretim seviyesinden baslamak üzere Anadolu-fen liseleri seçme sinavi, devlet parasiz yatili sinavi, üniversite seçme sinavi, üniversite sonrasi is bulma sinavlari, lisans üstü egitim giris sinavi, kamu personeli seçme sinavi, tipta uzmanlik sinavi gibi çesitli seçme ve yerlestirme sinavlarina girmektedir. Bu sinavlar sonucu ögrencilerin yaklasik % 10-15 gibi bir kismi basarili olmakta geri kalan ögrenciler ise egitim ve kariyer arayislarini kendi gayretleriyle sürdürmektedirler.

Seçme ve degerlendirme sinavlari, sinava giren ögrencileri test sinavi teknigi açisindan sinav basari puanlarina göre bir siraya dizme görevini yerine getirmektedir. Seçme sinavlari ögrencilerin akademik basarisinin ölçülmesinde de kismi olarak basarili bir yöntemdir.

Bu sinavlarla ayni zamanda ögrencinin okudugu veya mezun oldugu ögretmen, okul, bölüm, yönetici gibi egitim katilimcilarini da derecelendirmek (akredite etmek) mümkün olmakla birlikte sinav amaci bu olmadigindan bu tip bilgiler sinav merkezlerince üretilmemektedir.

Ögrenci basarisi bir bagimli degisken olarak; aile ortami, ailenin egitim bütçesi ve destegi, ögrencinin kendi çalisma gayret ve yetenekleri, ögrencinin egitim, kurs, ders aldigi egitim kurumlari, ögretmenleri, ögretim elemanlari ve kurum yöneticilerinin basarilari gibi bagimsiz degiskenlerin etkisi altindadir.

YUKARI ÇIK

ANAHTAR KELIME: DERECELENDIRME (VEYA AKREDITASYON ) ....(sayfa başına dön)

Üniversite sistemi yüklendigi islevler, üstlendigi görev ve sorumluluklardan dolayi insan kaynagi, bilgi, arastirma, yayin gibi çesitli çiktilar üretir. Bu çiktilarin beli bir kalite düzeyinde olmasi beklenir ve bu kalite uzun yillardir üniversite sistemi gelismis ülkelerde çesitli derecelendirme (akreditasyon) kurum ve tekniklerine göre sürekli olarak ölçülmektedir.

Seçme ve degerlendirme sinavlarinin sadece ögrenci basarisini ölçmesi egitim sistemimiz açisindan kaynak israfidir. Bu sinavlar sonucu elde edilen verilerle ayni zamanda egitim sistemimizin basarisi da ölçülebilir. En azindan egitim kurumlarinin (ilkögretimden – üniversiteye kadar) akademik basari derecelendirmesi ve performanslari bu sinavlar sonucu elde edilen verilerle ve veri tabanlariyla test edilebilir. ÖSYM gibi sinav merkezlerinin bilisim donanimlari bunun için oldukça yeterlidir.

Egitim kurumlarina kamu veya devlet kaynaklarindan tahsis edilen parasal kaynaklarin Türkiye kosullarinda etken bir sekilde kullanilip kullanilmadigi bu yöntemle ölçülebilir ve ölçülmelidir. Ayni zamanda bu arastirmalarla egitimcilere performansa göre ücretlendirme yapilarak basari tesvik edilebilir ve yayginlastirilabilir.

Milli üniversite ve egitim sisteminin diger ülkelerin üniversite ve egitim sistemlerine göre karsilastirmali derecelendirmesinin (akreditasyonu) yapildigi ve yaygin olarak kullanilan ölçütlerden birisi uluslar arasi bilim ve atif endekslerinde yer alma sayisi veya düzeyidir. Bu ölçüte göre günümüzde arastirmacilar, akademik personel ve bilim adamlari da uluslar arasi düzeyde derecelendirilebilmektedir.

Bilisim teknolojilerindeki gelismeler bilim camiasinda, tüm dünyadaki akademisyenleri ve üniversiteleri derecelendirebilecek kapasiteye sahip bulunmaktadir. Bunu destekleyen bilimsel veri tabanlarinda son yedi sekiz yil içinde internet teknolojileri sayesinde büyük bir gelisme olmustur.

YUKARI ÇIK

EGITIM DILI – IKI DILLI veya DILSIZ ÇELISKI ........................................(sayfa başına dön)

Egitim dili kural olarak ulusal dildir. Türkiye'de Türkçe'dir. Almanya'da Almanca Çin'de Çince oldugu gibi. Bunun istisnasi var midir? Maalesef bir kisim sömürge ülkelerinde vardir. Fransizca Tunus, Cezayir ve Fas gibi eski Fransiz sömürgesi magrib ülkelerinde, Ingilzce ise eski Britanya Kralligi sömürgelerinde anadilin veya resmi dilin yerine yaygin olarak egitim dili olarak kullanilmaktadir.

Türkiye ise bu konuda arayisini netlestirememis görünse de seçkin (!) egitim kurumlarinda egitim dili Ingilizce olarak yayginlasmaktadir. Türkçe egitim ve bilim konusunda son yillarda bir bilinçlenme hareketi olusmaya baslasa da batici (Ingiliz muhibi) lobiciler bugünlerde ibreyi egitim dili olarak Ingilizce yönüne döndürmeyi basarmislardir.

Ilkögretim ve orta ögretim düzeyinde özel okullar, Anadolu liseleri ve bir kisim üniversiteler yillardir egitim dili olarak Ingilizce' yi benimsemeye devam etmektedirler. Bunun zararlari, sakincalari konusunda dünyaca meshur Türkiye Cumhuriyeti Profesörü ünvanini alan tek Türk bilim adami, kendi deyimiyle ayni zamanda bir Osmanli beyzadesi Prof.Dr. Oktay Sinanoglu ve Prof.Dr. Aydin Köksal gibi seçkin bilim adamlari ve dilbilimciler mücadelelerini yillardir sürdürmelerine ragmen egitim sisteminin dümeninde oturan seçkinler (!) ortaögretimde Türk'lere Türkiye de matematigi bile Ingilizce olarak çaka çaka ögrettiklerini iddia ediyorlar (!). (Konuyla ilgili daha genis detayli bilgiler için Prof.Dr. Oktay Sinanoglu'nun Bye Bye Türkçe, Hedef Türkiye, Türk Aynstayni, Ne yapmali gibi meshur kitaplarina bakilabilir.)

Üniversite veya milli egitim sisteminde Ingilizce'nin bu denli hakim bir konuma geçmesinin en yaygin seslendirilen gerekçesi: yeterli Türkçe bilimsel literatürün bulunamadigi ve olamayacagi varsayimidir. Bu varsayimdan hareketle yabanci dil egitimi ile yabanci dilde egitim kavramlari birbirine karistirilmakta böylece kültürel yabancilasma ve asagilik kompleksine kapi aralanmaktadir.

Ingilizce, Fransizca, Almanca gibi yabanci bir dilde egitim yerine Yabanci dil egitimi konusu alinan önlemlerle özellikle yaz okullarina kaydirilmali dil egitimi tesvik edilmelidir. Yabanci dil egitiminde okuma anlama düzeyine agirlik verilmeli dil yeteneginin ancak sürekli okuyarak gelisebilecegi varsayimindan hareketle bu yetenege öncelik verilmelidir.

YUKARI ÇIK

ULUSAL KITAP (VE EGITIM MALZEMESI) TERCUME KURUMU ........(sayfa başına dön)

Egitimin en önemli girdilerinden birisinin Kitap oldugu bir gerçektir. Eger Türkçe kitaplarin sayisi ve kalitesi yeterli bulunmuyorsa (ki yeterli degildir) her bilim dalinda telif eserler yaninda Tercüme eserlere de önem verilmelidir. Telif eserlerin kalitesi artirilmali ve mümkünse ulusal ölçekte derecelendirilmeli (akredite edilmeli) bunun yaninda dünyanin belli basli üniversitelerinde ve seçkin okullarinda okutulan kitaplarin Ulusal Tercüme Ofisi tarafindan tercüme ettirilmesi gerekmektedir. Nitekim Japonya, Kore, Çin, Rusya, Almanya, Fransa gibi ülkelerde bu uygulama on yillardir sürdürülmekte böylece anadilde bilimsel gelismenin önü sürekli olarak açik tutulmaktadir.

Kitap bir egitim malzemesi olarak birinci derecede önemlidir. Akademik gelisim ancak bilgiyi birinci derece kaynagindan okuyarak saglanabilir. Bu nedenle Ulusal Kitap Tercüme Kurumu kurulmalidir. Tercüme edilecek kitaplarin telif haklarinin alinmasi ve tercüme faaliyetleri özel sektör ve üniversitelere birakilmali telif ve baski giderlerinin bir bölümü vergi iadesi kdv muafiyeti gibi önlemlerle bütçe kaynaklariyla tesvik edilmelidir.

Tercüme kitabin Türk egitim sistemine çok önemli katkilari olacaktir. Birinci olarak bilimsel gelisme ve kavramlar yetkinligini ispatlamis yerli veya yabanci bilim adamlarinin kitaplarindan ögrenilecek ve takip edilecektir.

Günümüzdeki uygulamada bir telif kitap yazmak isteyen akademisyen konusunda ulasabildigi baslica yabanci dilde temel kitaplari baz alarak onlardan alinti ve atif yoluyla kitabini telif etmektedir. Alinti ve atif kurallarindaki etik gerekçelerle göz önünde bulundurulmasi gereken sinirlamalardan dolayi alinti asamasinda bir kisim örnek uygulamalar, orijinal kaynagin atifta bulundugu bilimsel makale, bilim adami ve yayinlar yerli telif esere aktarilamamakta böylece ögrenci ve meslek erbabi bilgiye ancak kavramsal düzeyde ulasabilmektedir. Böylece konuyu kavramadaki basari orani azalmakta ve okuyucular alaninda dünyadaki bilgi birikiminden kopuk kalmaktadir. Adeta okuyucu tavsanin suyuyla (hatta suyunun suyuyla) idare etmek zorunda kalmaktadir.

YUKARI ÇIK

INSAN KAYNAGI ve SÜREKLI EGITIM ..............................................................(sayfa başına dön)

Egitimci insan kaynagi yetistirmede ulusal ölçekte sorunlar bulunmaktadir. Sürekli egitim mesleki gelisimde dünya da aygin olarak kullanilan bir kariyer gelistirme yöntemidir. Bu hem bir mesleki zorunluluk hem de bilimsel zorunluluktur. Bilgi üniversitede kalmamali mezunlar belli periyotlarda kendilerini yenilemelidir. Bilgisayar teknolojilerindeki gelismeler ve özellikle internet teknolojileri bilgi üretim hizini, hacmini ve kalitesini artirmis bulunmaktadir. Bu nedenle sürekli egitim daha da önem kazanmistir.

Egitimci isgücü kendini mesleki olarak sürekli güncel tutmali ve egitim kurumlari ve isyerleri de hizmet içi egitim faaliyetlerine kaynak ve zaman ayirarak sürekli, topyekün gelisim ve yenilige yatirim yapmalidirlar.

YUKARI ÇIK

EGITIM MALZEMESI ..................................................................................................(sayfa başına dön)

Egitim ortami ve malzemesinin gelistirilmesinde bilisim teknolojilerinden etkin olarak faydalanilmali bilginin üretilmesinde ve iletilmesinde bu teknolojiler yaygin olarak kullanilmalidir. Egitim müfredatlarinin ve malzemesinin hazirlanmasina daha fazla emek kaynak ve zaman ayirmak zorundayiz.

Artik bir iki yilda ayzili kaynaklar yenilenmek zorunda kaliniyor. Bu nedenle bilgiyi sistematik ve yogun bir sekilde ögrenciye aktarmak gerekiyor. Artik içinde bulundugumuz zamanlar ezberleme degil ögrenmeyi ögrenme ilgili bilgi kaynaklarina ulasmayi ve hizlica gözden geçirmeyi gerektirmektedir. Egitim müfredatlari genislemekte, egitim materyalleri kat kat çogalmaktadir. Bu bilgi birikimi karsisinda uzman isgücü ancak iyi bir bilgisayar ve Internet kullanicisi olarak ayakta kalabilir.

Bilisim teknolojileri ile önümüzdeki birkaç yil içinde çevrimiçi (online) egitim hizmetleri kamusal ve özel sektör açisindan önemli bir yayginlasma gösterecektir. Geri kalmis yörelerdeki egitimci isgücü açiginin ortadan kaldirilmasi internet çevrimiçi teknolojilerle donatilmis siniflarla rehber egitimci nezaretinde giderilebilir. Böylece iyi yetismis ögretim elemanlarinda daha fazla ögrencinin faydalanmasi saglanmalidir. Bunun gerekli kosulu gerekli egitim malzemesinin görsel, yazili ve interaktif olarak hazirlanmasidir. Bu malzemenin gelistirilmesi konusunda faaliyet gösteren isletmeler ve kisilere gerekli destek ve tesvikler saglanmalidir.

YUKARI ÇIK

EGITIM ALTYAPISININ VERIMLI KULLANILMASI ...................................(sayfa başına dön)

Türk egitim sisteminin kullandigi okul binalari ve egitim altyapisinda küçük ve giderilebilir sorunlari olmakla birlikte bir kapasite boslugu vardir. Bu kapasite boslugu veya imkani daha fazla ve nitelikli egitimci ve arastirmaci isgücü yetistirilerek ve istihdam edilerek giderilebilir.

Söz konusu kapasite boslugu mezuniyet sonrasi egitimde ve yaygin halk egitiminde doldurulmak zorundadir. Egitim ulusal kalkinmanin motorudur. Bu nedenle ülkenin yetismis insan kaynaginin niteliklerinin gelistirilmesinde mesleki yetkinliklerinin artirilmasinda ve yaygin egitimin etkinliginin saglanmasinda egitimi kurumlari binalari gece ve hafta sonlari halka açilmalidir. Egitim kurumlari bu konuda düzenleyici sorumluluklar üstlenmeli egitim ortamlarinin bos kapasitesi ve altyapisi özel egitim kurumlarina kiralanabilmelidir.

Issizligin egitim yoluyla önlenmesi amaciyla Meslek örgütleri, is kurumu ve milli egitim bakanligi ve üniversiteler çok acil, ciddi, ulusal rekabet gücümüzü destekleyecek projeler üretmelidir.

YUKARI ÇIK

ARASTIRMA SAYISI AMACI VE KALITESI .....................................................(sayfa başına dön)

Üniversite akademik personelinin arastirmaci nitelikleri ve kalitesi artirilarak bilim için bilim, toplum için bilim ve insanlik için bilim üretme amaçlarina odaklanilmalidir. Bilisim teknolojilerinin sagladigi imkanlar da kullanilarak genç dinamik gelismeye açik ve egitilebilir akademik isgücünün gelismis üniversiteler ile arasindaki fark kapatilmalidir. Tekrarci arastirmalardan ziyade türetici, sorun çözücü, üretim odakli, yapici (do-cu..: bkz. Turk Aynstayni, Oktay Sinanoglu, Is Bnk. Yayinlari.) arastirmalar özendirilmelidir.

YUKARI ÇIK

DIPLOMALI ISSIZLIK VE ÇÖZÜM YOLLARI ..................................................(sayfa başına dön)

Üniversiteler mezunlarina sahip çikmalidir. Mezunlar da üniversitelerine. Üniversite mezunu diplomali issizlerin is hayatinin aradigi niteliklerle donatilmasi için yeniden üniversite kaynaklari ve altyapisi harekete geçirilmeli mezunlara uzun vadeli egitim kredileri saglanarak mesleki formasyonu destekleyen egitimlerin giderleri ve finansmani ögrenciler tarafindan karsilanmalidir.

Issizligi önlemenin en geçerli çaresi issizleri ilave ve aranan niteliklerle donatmaktir. Issizlere mesleki egitim özendirilmeli, tesvik edilmeli, sübvanse edilmelidir. Bu konuda, özel, kamu tüm egitim kurumlari tüm kurumlar egitime tahsis edilebilir tüm kaynak ve altyapilarini harekete geçirerek “toplumsal üretim ve nitelik seferberligi” baslatilmalidir.

YUKARI ÇIK
DIPLOMALI ISSIZLIK AYNI ZAMANDA NITELIK SORUNU OLAN ISSIZLIKTIR....(sayfa başına dön)

Diplomali issizlere bilisim, genetik gibi gelisen sektörlerde girisimcilik egitimleri verilmelidir. Bilisim konusunda örnek olarak özellikle çoklu ortam ve web tasarimi, yazilim uzmanligi, ag , donanim ve internet uzmanligi gibi konularda egitimler saglanarak bu alanlarda ortaya çikan isgücü talebi karsilanabilir.

Internetin is hayatinda öneminin artmasi ve yayginlasmasiyla birlikte bilgisayar ve yabanci dil bilgisinin yaninda girisimcilik, dis ticaret gibi alanlarin da önemi artmistir. Mezun issizlere yönelik yaygin ve sürekli egitim faaliyetlerinde bu hususlar göz önünde bulundurulmalidir. Mühendislik alanlarinda Cad-Cam sistemler konusunda sanayiye dönük uygulamali, isbasi egitimler planlanmalidir. Mesleki egitim modeli islah edilmeli, Almanya, ABD, Japanya gibi ülkelerin mesleki egitim modelleri göz önünde bulundurulmalidir.

YUKARI ÇIK

ÜNIVERSITE BIR MESLEKI BELGELENDIRME KURUMU DEGILDIR ..(sayfa başına dön)

Dünyada yaygin olan uygulamaya göre üniversite mesleki egitim ihtiyacinin teorik bölümünü uygulamadan örnekler de vererek karsilar. Üniversite egitimi mühendis, avukat, muhasebeci, mimar vb mesleklerde yetkinlik için yeterli degil ancak gereklidir.

Lisans diplomasi bir profesyonel meslege giris kapisini aralar. Bir alanda üniversite veya meslek okulu mezunu bir aday isyerinde çalisma hayatina katilir ve orada elde edecegi is tecrübesiyle mesleki yetkinligini, yeteneklerini, yeterliligini gelistirir. Daha sonra ilgili meslek odasina basvurarak gerekiyorsa meslege giris sinavina katilir ve mesleki belgelendirmesini yapar.

Belgelenme asamasindan sonra meslege intikal eder. Meslegin özelligine göre artik o kisi bir profesyoneldir ama üstad (usta) degildir. Bir meslekte üstad olmasi üstün ve her yerde ve konumda geçerli yetkinligi elde etmesi uzun yillar meslegini icra etmesiyle kazanilir. Bu manada iki yillik aktif avukatlik yapan bir avukat ile 10 yillik aktif avukatlik yapan bir avukat arasinda fark vardir ve olmalidir. Mühendislik muhasebecilik gibi üniversite diplomasi gerektiren mesleklerde bunun gibidir.

Bugün Türkiye'de bir mühendislik fakültesinden mezun olur olmaz mimar veya insaat mühendisi ünvanini alan meslek erbabinin bir bölümü önüne gelen projeye talip olup imza atarak deprem felaketlerindeki zayiatinin büyümesine katkida bulunmaktadir.

Mesleki egitim, üniversite egitimi ve hatta her türlü temel egitim faaliyetleri ilgili meslek odalari ile isbirligi içinde gelistirilmeli, sürdürülmeli, planlanmali ve yapilmalidir. Meslek odasinin sorumlulugu, ilgisi bilgisi haricindeki her türlü gayret israfa yol açabilir ve açmaktadir. (Meslek odalari da çagin gereklerine, uluslar arasi benzerlerindeki kriterlere göre yeniden yapilanmak kaydiyla - yoksa örgütlerdeki bugünkü yapi zaten sorunlarin büyümesine kroniklesmesine önemli ölçüde katkida bulunmaktadir ve bu da ayri ve detayli baska bir yazinin konusudur.)

Dünyada üniversite mezunlari için bilinen kariyer yolu su sirayla gelisir: Ilgili fakülte veya bölüme kayit, ara siniflarda staj ve is tecrübesi kazanma, mezuniyet sonrasi ilgili meslek odasina ve isyerlerine staj için veya is için basvuru, ise ve staja kabul edilme ve baslama, en az iki yil zorunlu deneyim stajini tamamlama, gerekiyorsa mesleki yeterlilik sinavini verme ve meslekte uzmanliga (profesyonellige) ilk adim. Ustalasma için daha en az bilfiil isbasinda 5 -10 yil çalisma gerekir. (Ustalasma da ayni zamanda ihtisaslasma demek oldugu için yine ayni meslek içerisinde farkli uzmanlik alanlarinin olusmasina yol açmakta bu sekilde mesleki uzmanlik ve örgütler kendi içerisinde çesitlenmektedir.) Ancak ondan sonra yetkin bir profesyonel uzman meslek erbabi olarak kalici ve meslegine hakim bir uzman olabilir.

 

YUKARI ÇIK

AKADEMIK KARIYER .............................................................................................(sayfa başına dön)

Üniversite kendi kendini üreten bir kurumdur. Kendi varligini ve hatta evreni tanimlar, olgulari açiklar, bilgi üretir. Ulusal insan kaynagini yetistirir ve gelistirir.

Üniversitenin en hayati girdisi egitimci isgücü ve en önemli çiktisi egitimli isgücüdür.

Bilime katki, yayin ve arastirmalarda en az ana çikti kadar önemli yan ürünlerdir.

Kendini yeniden ve daha basarili üretemeyen üniversite geriler ve onunla birlikte ona ümit baglamis entegre olmus toplum (mezunlar, proje talep edenler, ülke, vs.) de geriler.

Üniversitenin gelismesinin ve gerekiyorsa yeniden yapilanmasinin en öncelikli kosulu insan kaynaginin yeterliliklerini (kalifikasyonunu) ölçmek, yetkinligini gelistirmek, rakiplerine performans açisindan yaklasmak ve hatta onlari asmasidir.

Üniversite yönetiminin en önemli görevi kendi insan kaynaginin gelisimini saglamak, sürdürmek, planlamak, tesvik etmek ve yenilemektir.

Dünyada derecelendirilen siralamaya (akreditasyona) tabi tutulan üniversitelerin en kritik unsuru egitimci insan kaynaginin yetkinlik (kalifikasyon) göstergeleridir.

Bugün Türk üniversitelerinde yasanan egitim, arastirma, yayin alanlarindaki performans düsüklügünün önemli kaynagi nitelikli akademik personel açigidir.

Çogu kadrolar seklen dolu fakat bilimsel içerik olarak bostur.

Bilimsel içerigin doldurulmasi, belli niteliklere ulasmasi içsel üreme gibi hastaliklar yaninda performans denetimi yetersizligi , akademik ödüllendirme sisteminin yetersizligi kastlasmis ve üretken olmayan hiyerarsik yapi gibi nedenlerle insan kaynagi problemi ve dolayisiyla üniversite problemi güncelligini daha uzun yillar korumaya adaydir.

YUKARI ÇIK

YENIDEN YAPILANMA NASIL .................................................................................(sayfa başına dön)

Toplum üniversitenin bir yansimasidir.

Toplumda ortaya çikan problemlerin ve çözümlerin kaynagi üniversitedir.

Üniversitedeki sorunlar topluma daha yaygin ve büyük oranda yansir.

Üniversitesi gelismeyen ülkeler veya toplumlarin kendi sorunlarina çözüm bulmasi nerdeyse imkansizdir. O nedenle üniversite kendini toplumun aynasinda sürekli sorguya çekmeli ve kendini içinde yeserdigi toplumunun ve insanligin hizmetine adamalidir.

YUKARI ÇIK

ÜNIVERSITENIN IDEOLOJISI OLAMAZ: ...........................................................(sayfa başına dön)

Üniversite objektif olmak zorundadir. Üniversitenin en temel objesi bilgi ve fikir özgürlügüdür. Bu açidan bütün ideolojileri esit mesafede durur ve onlari bir olgu olarak kabul eder.

Ne zamanki üniversite ideolojik kaygilarla toplum ile çatismaya baslar. O zaman kendi kaynaklari kurur ve gerileme baslar. Bu kisir döngüden kurtulmanin çaresi üniversitenin ideolojik yaklasimlari terk etmesine baglidir.

Üniversite kaynak verimliligini artirmalidir. Diger ulusal üniversitelerle ve hatta mümkünse baska uluslarin üniversiteleriyle kaynaklarini ortak kullanabilir.

ÜNIVERSITENIN IDEOLOJISI OLAMAZ: ...........................................................(sayfa başına dön)

Üniversite objektif olmak zorundadir. Üniversitenin en temel objesi bilgi ve fikir özgürlügüdür. Bu açidan bütün ideolojileri esit mesafede durur ve onlari bir olgu olarak kabul eder.

Ne zamanki üniversite ideolojik kaygilarla toplum ile çatismaya baslar. O zaman kendi kaynaklari kurur ve gerileme baslar. Bu kisir döngüden kurtulmanin çaresi üniversitenin ideolojik yaklasimlari terk etmesine baglidir.

Üniversite kaynak verimliligini artirmalidir. Diger ulusal üniversitelerle ve hatta mümkünse baska uluslarin üniversiteleriyle kaynaklarini ortak kullanabilir.

YUKARI ÇIK

ISBIRLIGI ÇAGIMIZIN YÜKSELEN DEGERIDIR .......................................(sayfa başına dön)

Isbirligi en üst düzeyde üniversitelerce benimsenmeli bilimsel ve akademik faaliyetin iyilestirilmesinde pastanin bölüsümü yerine pastanin büyütülmesine odaklanilmalidir.

Paylasim sorununun çözümü Ancak pasta büyürse önemli ölçüde çözülebilir.

Üniversite kendi insan kaynagini gelistirmeye odaklanmali, kaynak, arastirma ve potansiyel gelisme alanlarinin envanterlerini yaparak kendisine kisa, orta ve uzun vadeli hedefler koymalidir.

Üniversite kaynak ve imkanlarini bir girisimci gibi isadami gibi yönetmeli bilimsel, akademik, ekonomik kriterlere göre verimli olmayan faaliyet ve kaynaklarini daha verimli alanlara dogru yöneltmelidir.

YUKARI ÇIK

EGITIMDE BASARI MODELLEMESI VE KÜLTÜREL TEMELLERI ........(sayfa başına dön)

Bugün Türk toplumunun önemli problemlerinden birisi basariyi bir örnekten digerine kopyalayamamasi model insanlarin sayisini artiramamasidir.

Bilinçsizce (veya bilinçlice ! ) yönetilen (yönlendirilen) medya organlari tarafindan toplumun önüne örnek insan olarak çikartilan magazin dünyasinin unsurlari bireylerde gelisme, bilim, okuma, bilimsel kesifler yapma arzusu ve ögrenmenin heyecaninin yerine mankenlik, sarkicilik, artistlik gibi alanlarda yapay söhret sahiplerine özenti pompalamaktadir.

Gençligin ve egitim çagindaki nüfusun özenebilecegi modeller bilim - egitim, is, sanayi, ticaret dünyasinda aranmalidir. Gençlige model olabilecek basarili insanlar medyada kültürel eserlerde daha fazla ve incelikle islenmeli toplum buhranlar anaforundan selametli bir sahile dogru yol almalidir.

YUKARI ÇIK
Yazar: Yusuf Kaynar (araş.gör.)
...........Gazi Üniversitesi Ticaret ve Turizm Eğitim Fakültesi
...........İşletme Eğitimi Bölümü
...........yusuf@gazi.edu.tr
 
   

............ ...YUKARI ÇIK

.....................ANA SAYFAYA GİT