|
Unutma Çocuğum
Bu yazı
Ordinaryüs Prof. Dr. Ali Fuat Başgil'in "Gençlerle Başbaşa" kitabından
alınmıştır. (Bilim Teknik Dergisi. Ocak - 1988)
Çalışma hayatının
genel kanunları : Okuyucum! Her işin ve mesleğin kendi bünyesine göre çalışma
ve işleme usul ve kuralları vardır. Bunu meslek sahipleri bilir. Bir de fizik
ve fikri her nevi çalışma hayatının ve genellikle başarılı olmanın, düşünen
aklın şaşmaz kanunları halinde bir takım genel ve rasyonel düsturları
vardır ki, ben burada bunlardan benim bildiği kadarını açıklayacağım.
Çalışma için
uygun gün ve saat bekleme. Bil ki, her gün ve her saat çalışmanın en uygun
zamanıdır.
Çalışmak için
uygun yer ve köşe arama. Bil ki, her yer ve her köşe çalışmanın en uygun
yeridir.
Bir günde ve bir
zamanda yapman Iâzım gelen bir işi (bir dersi, bir vazifeyi) ertesi güne bırakma.
Zira her günün derdi gibi, işi de kendine yeter.
Bir zamanda yalnız
tek bir iş yap, yalnız bir ders, bir kitap,hatta bir fasıl üzerinde çalış.
Ta ki, dikkattin ve kuvvetin yayılıp zayıflamasın. Bir zamanda birden fazla
iş yapayım diyen, hiçbirini tam ve temiz yapamaz. Dünyaca tanınmış olan büyük
İslam müteferriki "İmam-ı Gazali"ye "İhya-i Ulum" adlı
muazzam eserini nasıl bir çalışma ile vücuda getirdiğini sormuşlar:
"Bir zamanda yalnız bir fasıl, bir bahis, bir konu üzerinde çalıştım."
demiş.
Başladığın
bir işi (bir dersi, bir kitabı, bir vazifeyi yapıp bitirmeden başka bir işe
(derse, kitaba ve vazifeye başlama. Yarıda kalan iş başlanmamış demektir.
Bir günün işini
(dersini, vazifesini) bitirdikten sonra ertesi gün ne iş yapacağına karar
ver. Yahut, hiç olmazsa çalışmaya başlamadan evvel, hangi iş (ders, kitap)
üzerinde çalışacağını düşünüp kararlaştır ve çalışmaya bu
kararla otur.
Bir işe baş!amadan,
bir dersi öğrenmeye, bir kitabı okumaya oturmadan evvel düşün ve çalışman
için gerekli olan şeyler arasında ve elinin altında bulundur. Tâ ki, ikide
bir kalem, kağıt aramaya kalkıp da dikkatin dağılmasın.
Bir işe başlamadan
evvel o işi (dersi, vazifeyi, kitabı) en kısa bir zamanda, en kolay ve en
temiz bir şekilde nasıl yapmak, nasıl öğrenip etüd etmek mümkün olduğunu
iyice düşünüp hesapla.
Çalıştığın
bir iş (bir ders, bir kitap, bir yazı) üzerinde herhangi bir güçlüğü
yenmeden bir adım bile gerileme. Gene bil ki; çalışma sevgisi güçlükleri
yenmekten doğar ve kuvvetlenir. Güçlüğü yenmekten hasıl olan manevi zevk
eşsiz bir zevktir. Emin ol ki; harple zafer ve işte başarı yılmayanındır.
Sebat önünde güçlükler erir ve imkansız görünen, mümkün olur.
Bir dersi, bir
kitabı en basit elemanlarına, kısım, fasıl ve bahislerine ayır. Sıra ile
her bahsi iyice ve noksansızca anlayıp öğrenmeden öbür bahse geçme. Fasıllar
ve bahisler üzerinde bir kör gibi yürü. Yani attığın adımı iyice
basmadan öbürünü atma.
Devamlı ve planlı
çalış. Ve her gün aynı saatlerde mutlaka çalışmaya otur. Çalışmayı
uzun süre kesip terk etme. Hasta ve yorgun değilsen tatil aylarında bile yavaş
ve az da olsa çalış ki, çalışma alışkanlığın körlenmesin ve tekrar
çalışmaya koyulmak için zahmet çekmeyesin.
Bir iş üzerinde
yorulursan dinlenmek için işini değiştir ve çalışma hızını yavaşlat.
Fakat dinlenme bahanesi ile, asla boş oturma. Boş oturanın içi işlemeyen
demir gibi, pas tutar.
Verimli çalışmayı sakın iş üzerinde geçirdiğin zamanla ölçüp de, eh
bugün şu kadar saat çalıştım, yetişir deme. Çalışmanın sonucuna ve öğrendiğine
bak.
Fikrî çalışmalar
için, aynı saatlerde devamlı ve düzenli bir surette, günde iki üç saat
bile yeterlidir. Büyük İslam düşünürü İbn-i Sina, dünyaca meşhur olan
Kitabu-ş-şifa'sını, her gün, sabah namazından sonra Bağdat'taki bir
camiin büyük kandili altında oturarak, kuşluk vaktine kadar, yani takriben
iki saat çalışmak suretiyle vücuda getirmiştir. Meşhur İngiliz düşünürü
Spencer, muzazzam eserlerini, günde iki saat çalışarak yazmıştır. Her
sene bin, bin iki yüz sahifelik eser veren Fransız edibi Emile Zola'ya bu başarısının
sırrını sormuşlar: "Hergün yalnız üç saat çalışır ve yazarım."
demiş.
Sabırlı ol genç
dostum. Damlaya damlaya göl ye aynı noktaya düşen damlacıklar zamanla
mermeri bile deler.
Bir işe başladığın
bir dersi öğrenmeye başladığın, bir dersi öğrenmeye, bir kitabı okumaya
koyulduğun zaman telaş edip sabırsızlanma. Sakin ve metin ol yol al, fakat
acele etme. Sindirerek çalış ve öğren
İşinde ve
derslerinde herhangi bir fikrî noktayı küçümseyerek ihmal edip geçme. Küçük
ihmalden bazen büyük zararlar doğduğunu unutma.
Gece yatağına
uzandığın zaman, o gün ne yapacağını kendine sormadan uyuma
Her gün iyi bir
eserden yüksek sesle beş on sahife oku. Bu sayede konuşma ve söz söyleme
yeteneğin gelişir,
Rastladığın
edebi, felsefi bazı; güzel parçaları ezberle. Bu sayede hem kelime ve ifade
haznen zenginleşir hem de hafızan kuvvetlenir.
Çalıştığın
bir dersin, bir kitabın fasıl ve bahislerini bitirdikçe, kitabı kapayıp,
okuduğunu ezberden özet halinde not et. Bir dersi, bîr kitabı en iyi anlayıp
öğrenmenin yolu, onu bu şekilde yazmaktır.
Bir dersten öğrendiğin,
bir kitaptan okuduğun fasıl ve bahisleri arkadaşlarınla ezberden müzakere
ve münakaşa et. Bu suretle hem zekan işler ve öğrendiğin hazmolur, hem hafızan
kuvvetlenir; hem de düzgün konuşma ve fikirlerini açık o!arak ifade etme
yeteneği kazanırsın.
Dikkat et: Sözlerin
ve yazıların kısa, açık ve anlamlı olsun.
Fikrî çalışmanın herkesin mizacına göre değişen verimli ve eşref
saatleri vardır. Bunlar bazı kimseler için sabahın erken saatleri, bazıları
için de öğleye doğru, öğleden sonra, gece saatleridir. Kendini yokla ve
senin eşref saatlerin hangileri ise, bunları hiç bir eğlenceye feda edip kaçırma.
Okuduğun bir
kitapta rastladığın güzel bir parçayı veya orjinal bir fikri yerini ve
sahifesini işaret ederek not. Bu suretle biriktirdiğin nottan bir dosyaya veya
bir iş kutusuna sırasıyla yerleştir. Bir yazı yazmak veya bir eser yapmak
istediğin zaman bu notlar senin için zengin bir malzeme hazinesi olur.
Bir konu hakkında
bir yazı veya bir eser yazmaya karar verdiğin zaman, evvela bu konu üzerince
evvelce yazılmış eserleri oku. Ta ki; yazılmış ve söylenmiş şöyle
tekrar edip ömrünü israf etmeyesin.
Gök kubbe altında
yepyeni hiçbir fikir yoktur. En yeni fikir. eski bir fikrin yeni bir elbise
giymişidir.
Her şeyden
evvel, ana dilini iyi konuşmayı ve iyi yazmayı öğren. İnsan için en
faydalı olanı kendi ana dilidir.
Dilbilgisi bir
amaç değil, bir araçtır. Asıl amaç olan, fikir zenginliğidir.
Kişinin kıymeti
dilinin altında ve kaleminin ucunda gizlidir. Onu söz ve yazı açığa vurur.
Bir işi yapıp
yapmamakta kararsızlığa düştüğün vakit, iki şıktan her birinin fayda
ve zararlarını iyice hesapla. Faydası çok, zararı az olan şıkkı tercih
et.
Bir işe öfkeli
ve sinirli iken karar verme. Bekle öfken geçsin. Zira öfke île kalkan
zararla oturur.
Çok konuşma.
Yerinde ve özlü konuş. Kıymet ve tesir çok sözde değil, yerinde ve özlü
sözdedir.
Kimsenin yüzüne
karsı söyleyemediğini arkasından söyleme ve bil ki arkadan konuşma korkaklığın
en kötü şeklidir.
Kimsenin cahilliğini
yüzüne vurma. Bil ki insanları en ÇOK kızdıran ve gücendiren,
cahilliklerinin yüzlerine vurulmasıdır.
Yalan söyleme.
Yalan söyleyen yakalanma korkusu içinde yaşayan hırsız gibidir.
Daima olduğun
gibi görün, göründüğün gibi ol. Olduğundan fazla görünmek isteyen, karşısındakilere
kendi ahmaklığını göstermiş olur.
ÇÖZÜM
ÜRETEN SORUMLULUK DUYGUSUDUR...
Bir Mimar Sinan eseri olan Şehzadebasi Cami'nin 1990'lı yıllarda devam eden
restorasyonunu yapan firma yetkililerinden bir insaat mühendisi, caminin
restorasyonu sırasında yaşadıkları bir olayı tv'de şöyle anlatmıştı.
Cami bahçesini çevreleyen
havale duvarında bulunan kapıların üzerindeki kemerleri oluşturan taşlarda yer
yer çürümeler vardı. Restorasyon programında bu kemerlerin yenilenmesi de yer
alıyordu.
Biz inşaat fakültesinde teorik
olarak kemerlerin nasıl inşaa edildiiini öğrenmiştik, fakat taş kemer inşaası
ile ilgili pratiğimiz yoktu.
Kemerleri nasıl restore
edeceğimiz konusunda ustalarla toplantı yaptık. Sonuç olarak kemeri alttan
yalayan bir tahta kalıp çakacaktık. Daha sonra kemeri yavaş yavaş söküp yapım
teknikleri ile ilgili notlar alacaktık ve yeniden yaparken bu notlardan
faydalanacaktık.
Kalıbı soktuk. Sökmeye kemerin
kilit taşından başladık.
Taşı yerinden çıkardığımızda
hayretle iki taşın birleşme noktasında olan silindirik bir boşluğa
yerleştirilmiş bir cam şişeye rastladık. Şişenin içinde dürülmüş
beyaz bir kağıt vardı. Şişeyi açıp kağıda baktık. Osmanlıca bir şeyler
yazıyordu. Hemen bir uzman bulup okuttuk. Bu bir mektup idi ve Mimar Sinan
tarafından yazılmıştı.
Şunları söylüyordu. "Bu kemeri
oluşturan taşların ömrü yaklaşık 400 senedir. Bu müddet zarfında bu taşlar
çürümüş olacağından siz bu kemeri yenilemek isteyeceksiniz. Büyük bir ihtimalle
yapı teknikleri de değişeceğinden bu kemeri nasıl yeniden inşaa edeceğinizi
bilemeyeceksiniz. İşte bu mektubu ben size, bu kemeri
nasıl inşaa edeceğinizi anlatmak için yazıyorum. "Koca Sinan mektubunda
böyle başladıktan sonra o kemeri inşaa ettikleri taşları Anadolunun
neresinden getirttiklerini söylerek izahlarına devam ediyor ve ayrıntılı bir
biçimde kemerin inşaasını anlatıyordu.
Bu mektup bir insanın, yaptığı
işin kalıcı olması için gösterebileceği çabanın insan üstü bir örneğidir.
Bu mektubun ihtişamı, modern
çağın insanlarının bile zorlanacağı taşın ömrünü bilmesi, yapı tekniğinin
değişeceğini bilmesi, 400 sene dayanacak kağıt ve mürekkep kullanması gibi
yüksek bilgi seviyesinden gelmektedir. Şüphesiz bu yüksek bilgiler de o koca
mimarin erişilmez özelliklerindendir.
Ancak erişilmesi gerçekten zor
olan bu bilgilerden çok daha muhteşem olanı 400 sene sonraya çözüm üreten
sorumluluk duygusudur...
|