VARKA ve GÜLŞAH MESNEVİSİ HAKKINDA BAZI TESPİTLER

Gıyasettin AYTAŞ

Türk Edebiyatı, mesnevi sa­hasında birçok kıymetli esere sahiptir. Bunlardan büyük bir ­kısmı istinsah yoluyla günümü­ze kadar gelebilmiş, bir kısmı da, ancak bir veya iki nüsha ola­rak bilinmeyen şahısların elinde kalmıştır. Günümüze kadar var­lığını sürdüren önemli mesnevi­lerimizden biri de, “Varka ve Gülsah” mesnevisidir.

Türk mesnevileri, kaynakları Arap ve İran edebiyatlarına da­yansa bile, kıymetli şairlerimiz tarafından “otantik” kaynaklar­dan beslenerek yerlileştirilmiştir. Türk mesnevilerinde lirizmin ya­nında realizm de bulunmaktadır. Bu durum ise, anlatımda akıcı­lığı, üslupta sadeliği sağlamıştır.

Varka ve Gülşah mesnevisi, 14. yüzyıla ait hikâyelerimizden­dir. Bu mesnevi Türk halkı ta­rafından, en azından bir “Leyla ile Mecnûn”, "Ferhat ile Şirin”, “Arzu ile Kamber”, kadar sevil­miş ve tutulmuştur. Zaten konu ve üslup bakımından da adı ge­çen mesnevilere çok benzemek­tedir.

Eserin hangi tarihte ve nere­de yazıldığına dair kesin bilgi­lere sahip değiliz. Ancak, bu hu­susta değişik görüşler ileri sü­rülmüştür. Birbirini tutmayan bu görüşlerin doğruluğundan emin değiliz. İsmail Hakkı Uzunçarşılı, “Varka ve Gülşah'ın Sivas'ta Mevlevî Yusuf isimli biri tarafın­dan, 1368'de ağartıldığı"(1)nı ileri sürer. Fakat, bu güne kadaı­ yazma ele geçmemiştir. Adı ge­çen bu yazmanın kimde bulunduğu ise meçhuldür. Varka ve Gül­sah Mesnevisi üzerine geniş bir araştırma yapan, İsmail Hikmet Ertaylan, elde bulunan yazmalar hakkında, geniş ve açıklayıcı bil­giler vermiştir. (2) Üç ayrı nüs­hanın varlığından bahseden ya­zar, diğer nüshaların asıl nüsha­dan istinsah edildiğini ve her is­tinsah sırasında da bir takım değişikliklere uğradığını ileri sürmektedir. Ancak, bu farklı­lıklara rağmen konu ana hatlarını muhafaza etmiştir.

Varka ve Gülsah Mesnevisi'­nin kaynakları üzerine bir araştırma yapan Prof. Dr. Ahmet Ateş, eserin kahramanlarına ve konunun geçtiği mekân isimlerine bakarak, İran ve Arap muhi­tinden geldiğini ileri sürer. (3) Bu görüş her ne kadar tutarlı olsa bile, mesnevinin işlenişi ve anla­tım üslubu bakımından Türkleşti­ği görülmektedir. Buna en güzel örnek ise, mesnevilerde görülen öldükten sonra bir ermişin dua­sıyla yeniden dirilme motifi, sa­dece Türk mesnevilerinde bulu­nan bir özelliktir.

Varka ve Gülşah Mesnevisi, İslâmî bir ruhla yazılmış ve ta­savvufî motiflerle süslenmiştir. Kahramanların adları ve yaşadık­ları mekânlar itibariyle Arap isimlerden tercih edilmesinin sebebi bundan olsa gerektir. Bu kahramanlar arasında, "Anter", “Amr” gibi İslâmiyeti kabul et­meyenler olduğu gibi, İslâm dâ­vası için, kanının son damlasına kadar çarpışanlar da bulunmak­tadır. Bunlar arasnıda, Varka'nın babası “Hümam”, amcası, “Hi­lal” ile dayısı “Selim Şah”, Şam Hükümdarı Muhsin Şah"ı say­mak mümkündür. Kadın kahramanlarımızdan "Gülşah" annesi ve diğer adı geçenlerin hepsi Müslüman'dırlar. Hikâyenin sonunda, kahramanlarımızın arasına, Hz. Peygamber ve dört saha­be-i Güzin de dahil olurlar.

Eserde tasavvufi motiflere sıkça başvurulduğu görülmektedir. Yer yer bu durumu kendisini açıkça hissettirir. Hatta "Mûtî kable ente mûtû” ya telmihler vardır.

“Sen dahi dirligüne ölesen

Lâcerem gönlüm dilegin bule­sen”.

Ölmeden evvel ölme tabirinin, tasavvufta yaygın olarak kulla­nıldığı bilinen bir gerçektir. Türk mesnevilerinde ve halk hikâyele­rimizde görülen, sevdiği kıza Kavuşmak için, çeşitli imtihanla­ra tabi tutulma motifi, burada da Kendini gösterir. Varka'nın Gülşah'a kavuşmak için birçok imtihanı ve engeli aştığı görülür.

Ana hatlarıyla vak'ayı şu şekilde özetlemek mümkündür:

Mesneviye, (ilk on beyit) bir na'atla başlanmıştır. Daha son­ra, Mekke'de Hayyı Benî Şeyba isimli bir kavmin, Hilâl ve Hü­man isminde iki reisi bulunmaktadır. Bir gece, bu iki kahrama­nın aynı anda çocukları olur. Birisinin adı Varka, diğerininki Gülsah konur. İki amca çocuğu yedi yaşına kadar birlikte bü­yür. Yedi yaşından sonra ise, Varka'nın silahşörlük öğrenmesi maksadıyla bunlar birbirinden ayrılır. Ancak ayrılığı kabul et­meyen Gülşah ve Varka birlikte Silahşörlük eğitimini sürdürürler. Evlilik çağına gelince de bunları evlendirmeye karar verirler.

Artık bundan sonra çile ve eziyetler başlar. Düğün gecesi Gülşah Amr isimli bir lâin tara­fından kaçırılır. Varka sevgilisini kurtarmak isterken, Amr ile çar­pışmaya giren babasını kaybe­der. Daha sonra Varka, Gülşah'ı Amr'ın elinden kurtarır. Bu sefer de annesi (Gülşah'ın) Varka fa­kir düştüğü için, kızını vermek istemez. Çünkü, çok yüklü mik­tarda süt hakkı istemektedir. Varka'nın ise, bunu karşılayacak gücü yoktur.

Varka kendisinden istenen süt parasını bulmak üzere Ye­men Padişahı olan dayısından yardım almak üzere ayrılır. An­cak bu sefer de dayısının Anter isimli bir düşmana esir düştüğünü ve asılmak üzere olduğunu görür. Dayısını kurtarır. Dayısın­dan gerekli yardımı da aldıktan sonra memleketine döner. An­cak, Gülsah'ın annesi ve babası onu Muhsin Şah isimli çok zengin birine vermişlerdir. Varka'ya da kızlarının ayrılığa dayanma­yarak öldüğünü söylerler. Varka bu duruma inanarak kırk gün boyunca yemeden içmeden, Gül­sah'ın mezarı diye gösterilen, fakat içinde bir koyun leşi gömü­lü mezarın başında ağlar. Kırkın­cı günün sonunda, Gülşah'ın bir sır ortağı vasıtasıyla gerçeği öğ­renir. Bu sefer Şam'a doğru yo­la çıkar. Yolda haramilerle kar­şılaşır ve ağır yaralanır. Onu baygın bir şekilde Muhsin Şah bulur ve sarayına getirir.

Burada çeşitli durumlarda sonra, Gülşah'a kavuşur Varka, onun bir başkasıyla nikahlı olmasını kabullenemeyerek oradan ayrılır. Yolda bir tabibin derdi­nin dermanı, dost vaslıdır, demesi üzerine, Allah'a yalvararak ruhunu kabzetmesini ister. Dua­sı kabul edilerek oracıkta ruhunu teslim eder.

Varaka'nın öldüğünü öğrenen Gülşah, mezarının başına gele­rek, hançerle kendisini öldürür. Onu da aynı mezara gömerler. Bir gazadan dönen Hz. Peygam­ber ve sahabeler o şehre gelmiştir. Bu hadiseyi öğrenir ve mezarı görmek ister. Sahabele­rin ricası üzerine, Hz. Peygaııı­her Alaiı'a ycjlvararak !1u iki âşı­t)In dirilnıesini ister. AI'ah'a ı!ıılı a:i; ıı !-Iz. Peygamberin duası ka­bul edilir ve iki âşık dirilir. Ni­kâhlarını da gene Hz. Peygam­berimiz kıyar.

Varka ve Gülşah Mesnevisi, aruz vezninin, “Fâ'ilâtün Fâ'ilâ­tün Fâ'ilün (Fâ'lün)” kalıbıyla kaleme alınmıştır. Fakat elimizde bulunan yazmada, yer yer bu kalıptan uzaklaştığı görülür. Bu durumu istinsah yapan kimsenin bilgisizliğinden kaynaklandığı sanılmaktadır. Hem vezin eksikliği, hem de fazlalığı bunu göstermektedir.

“Ey igitler arslanı er igreki

Ol koyndur kabr içindeki

Aklı gitti fie'l-hâlin düşdi yere

Taka­dı yok aklın dire”

Mesnevide sıkça görülen halk terminolojisi, istinsah edenin halktan biri olduğunu göstermektedir. Eserde vezin bo­zukluğunun yanında kafiye bo­zukluklarına da rastlanmaktadır. Kafiyeyi sağlamak maksadıyla, sıkça rediflere yer verildiği göz­lenir.

Eserin asıl yazarı Yusufi Meddah hakkında kesin bir bilgi­ye sahip değiliz. Doğum ve ölüm tarihleri bilinmemektedir. Biz onu, mesnevinin sonuna eklediği:

“Yusufî medelah-i biçâre anun

Işk yolunda fedâ eyler ca­nun”

Beytinden tanıyoruz. 14. yüzyılda yaşadığı sanılan bu şairin meddah lakabını almasının sebebi ise, eserini halkın huzurunda anlatmış olmasından kaynaklanmış olsa gerektir. Dikkat edilirse mesnevi, yedi meclis halinde anlatılmış ve anlatımda meddah üslubu kullanılmıştır.

Varka ve Gülşah Mesnevisinin baskıları yapılmıştır. Fakat bu baskılar, diğer mesnevilerde olduğu gibi, halk arasında yay­gın olan manzum ve mensur karışımıdır. Böyle bir eser hak­kında bizi haberdar eden O. Spies (5), bu durumun halk arasında çok yaygın olduğunu söylemektedir. Halk tarafından okunması için yapılan bu baskıların büyük bir kısmını kütüphanelerimizin kataloglarında bulmak mümkün olmamaktadır. Bu tip kitaplarda, konu ana hatlarıyla muhafaza edilmesine rağmen, bazı ufak tefek değişikliklerin de yapıldığı gözlenir.

Eser üslup bakımından da önemlidir. Yer yer arkaik keli­meler kullanılmasına rağmen, akıcı bir anlatım bulunmaktadır. Canlı tasvirler ve çekici anlatım şekliyle sürükleyicidir. Kısaca eser sade bir tahkiyeye sahiptir.

Gramer özelliği bakımından eser orijinaldir. Yazıldıktan çok sonra istinsah edilmesine rağ­men, dil özeliği büyük bir ekseriyetle muhafaza edilmiştir. Bu hususta bir çalışma yapan Palide Dolu mesnevinin dil malzemesi bakımından çok zengin olduğunu söylemektedir. (6)

Varka ve Gülşah Mesnevisi'nin diğer nüshaları hakkında açıklamalarda bulunan İsmail Hikmet Ertaylan (7), üç ayrı yazma­dan bahseder. Bunların, İ. Hakkı Uzunçarşılı'nın eserinde bahset­tiği ile, Kağızman'da bir mualli­min elinde bulunan yazmadır. Bu yazma da Sivas'ta 1168 tarihinde ağartılmıştır. Diğeri ise, 1282'de, Kızılviran'da Molla Tahir tarafından ağartılan nüshadır.

Ertaylan'ın verdiği bilgiye göre, her üç nüsha da, Yusufî Meddah'ın eserinden istinsah edilmiştir. Orjinalinden farklı ve değişiklikler olduğu da bir ger­çektir.

Elimizde bulunan yazmayı, Alemdar Yalçın Hoca'dan te'min ettik. Eserin tamamı, baş ve son kısmından eksik olup, nesih kırmasıyla yazılmıştır. 97 varak olan bu yazma, birkaç hikâyeden meydana gelmiştir. Varka ve Gülşah Mesnevisi, eserin son kıs­mında yer alır. Yazmanın her sayfasında satır bulunmaktadır. Kâğıdı aharlı ve pürüz­süzdür. Yazıların tamamının aynı kalemden çıkmadığı da görülür. Baş ve son kısmı eksik olan bu yazmanın hangi tarihte istinsah edildiği ve adı geçin üç yazmadan hangisi olabileceği kesin olarak tespit edilememektedir. Elde bulunan nüshaların karşılaş­tırmalı edisyon kritiği yapıldığı takdirde, bu durumun açıklığa kavuşacağı sanılmaktadır.

1.Uzunçarşılı, İ. Hakkı, Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu, Karakoyunlu Devletleri, Türk Tarih Kurumu Yayınla­rı. VIII. Ankara, 1937, s. 82.

2.Ertaylan, İ. Hikmet, Türk Dili ve Edebiyatı Örnekleri I, Varka ve Gülşah, İstanbul 1945, s. 4 vd.

3.Ateş, Ahmet, Varka ve Gül­şah Mesnevisinin Kaynak­ları, Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, C. II, s. 1 -2, İstan­bul 1946.

4.a.g.e.

5.O. Spies, Türk Halk Kitapları, İstanbul, 1941.

6.Dolu, Halide, Varka ve Gülşah'ın Fiil Çekimi, Türk Dili Araştırmaları Yıl­lığı, 1954.

7.Ertaylan, İ. Hikmet. a.g.e.

AYANE KÜLTÜR EDEBİYAT YIL:3, SAYI: 33, EYLÜL 1990

<< Geri