|
4.
HİKMET
Hoş gâipten kulağıma
ilham geldi;
O sebepten Hakk’a sığınıp geldim işte.
Hep ulular yığılıp bana nimet verdi;
O sebepten Hakk’a sığınıp geldim işte.
Ben yirmi iki yaşta
fâni oldum;
Merhem olup gerçek dertliye deva oldum;
Sahte âşıka, gerçek âşıka tanık.
O sebepten Hakk’a sığınıp geldim işte.
Eyâ dostlar, erdi yirmi
üçe yaşım;
Dâvam yalan, tamamı boş tâatlarım;
Kıyamet günü ben çıplak, şaşı ne yapayım?
O sebepten Hakk’a sığınıp geldim işte.
Ben yirmi dört yaşa
girdim, Hak’tan uzak;
Ahirete varır olsam, hani hazırlık?
Öldüğümde toplanıp vurun yüz bin dayak;
O sebepten Hakk’a sığınıp geldim işte.
Cenazemin arkasından
taşlar atın;
Ayağımdan sürüyerek mezara iletin;
“Hakk’a kulluk kılmadın.” deyip döğüp tepin;
O sebepten Hakk’a sığınıp geldim işte.
Günah ile yaşım oldu
yirmi beş;
Sübhan Rabb’im, zikr öğretip göğsümü deş;
Göğsümdeki düğümleri sen kendin çöz;
O sebepten Hakk’a sığınıp geldim işte.
Ben yirmi altı yaşta
sevda kıldım;
Mansur gibi didar için kavga kıldım;
Pîrsiz dolaşıp dert ve hâlet peyda kıldım;
O sebepten Hakk’a sığınıp geldim işte.
Ben yirmi yedi yaşta
piri buldum;
Gördüğüm her sırrı perde ile sarıp örttüm,
Eşiğine yaslanarak izini öptüm;
O sebepten Hakk’a sığınıp geldim işte.
Ben yirmi sekiz yaşta
âşık oldum;
Gece yatmayıp, mihnet çekip sâdık oldum;
Ondan sonra dergahına lâyık oldum;
O sebepten Hakk’a sığınıp geldim işte.
Yirmi dokuz yaşa
girdim,harap halim;
Aşk yolunda toprak gibi olamadım;
Halim harap, bağrım kebap,yaş dolu gözüm;
O sebepten Hakk’a sığınıp geldim işte.
Otuz yaşta odun kılıp
yandırdılar;
Hep ulular yığılıp dünya koydurdular;
Vurup,söğüp, yalnız Hakk’ı sevdirdiler;
O sebepten Hakk’a sığınıp geldim işte.
Kul Hâce Ahmet,dünya
koysan,işin biter;
Göğsünden çıkan âhın Arş’a yeter;
Cen verende hak Mustafa elinden tutar;
O sebepten Hakk’a sığınıp geldim işte.
5.
HİKMET
Birdenbire durduğumda
hep ulular;
Hak aşkını gönlüm içine saldı dostlar.
Hızır Baba’m hazır durup lutf ederek
Yardım edip, elimden tutup aldı dostlar.
Otuz birde Hızır Baba’m
mey içirdi,
Vücudumdan Azâzil’i tamamen kaçırdı;
Tutkun oldum, günahlarımı Hak geçirdi;
Ondan sonra Hak yoluna saldı dostlar.
Otuz iki yaşta geldi
Hak’tan ferman:
Kulluğuma kabul kıldım, kılma arman;
Can verdiğinde sana vereyim nur-ı iman;
Garip canını mutlu olup güldü dostlar.
Hâlık’ımdan haber
erişti, şâkir oldum;
Her kim söğse, belki tepse, sâbir oldum;
Bu âlemde uyumayıp hazır oldum;
Geçici heves, ben-sen fikri gitti dostlar.
Otuz üçte sâki olup mey
dağıttım;
Şarap kadehi ele alıp doyasıya içtim;
Asker yığıp şeytan ile çok vuruştum;
Allah’a hamd olsun, iki nefsim öldü dostlar.
Otuz dörtte âlim olup
bilen oldum;
“Hikmet söyle!” dedi rabb’im, diyen oldum;
Kırklar ile şarap içtim,yoldaş oldum;
İçim dışım Hak nuruyla doldu dostlar.
Otuz beşte mecside
girip gün geçirdim;
Tâliplere aşk dükkânını çokça kurdum;
Eğri yola kim girdiyse, söğdüm, vurdum;
Âşıklara Hak’tan müjde erdi dostlar.
Otuz altı yaşta oldum
sahip-kemal;
Hak Mustafa gösterdiler bana cemal;
O sebepten gözüm yaşlı, boyum bir dâl;
Aşk hançeri yürek, bağrımı deldi dostlar.
Otuz yedi yaşa girdim,
uyanmadım;
İnsaf kılıp Hakk’a doğru yönelmedim;
Seher vakti ağlayarak inlemedim;
Tevbe kıldım, hâcem kabul kıldı dostlar.
Otuz sekiz yaşa girdim,
ömrüm geçti;
Ağlamayım mı, ölüm vaktim yakınlaştı;
Ecel gelip kadehini bana tuttu;
Bilmeden kaldım, ömrüm sona erdi dostlar.
Otuz dokuz yaşa girdim,
kıldım hasret;
Vah ne yazık ömrüm geçti, hani tâat?
Tâat kılanlar Hak önünde hoş saadet;
Kızıl yüzüm tâat kılmadan soldu dostlar.
Saç ve sakal iyice
ağardı, kara gönlüm;
Mahşer günü rahm etmesem, harap halim;;
Sana mâlum, amelsizim, çoktur günahım;
Hep melekler günahımı bildi dostlar.
Pîr-i muğân cür’asından
katre tattım;
Yol bulayım diye gece uykuya attım;
Allah’a hamd olsun, lutf eyledi, nura battım;
Gönül kuşu lâ-mekâna ulaştı dostlar.
Kıyametin şiddetinden
aklım hayran;
Gönlüm korkar, canım erir, evim viran;
Sırat adlı köprüsünden gönlüm lerzan;
Aklım gidip, şaşkın olup kaldım dostlar.
Kul Hâce Ahmed, kırka
girdin kır nefsini;
Burada ağlayıp âhirette temizle kendini;
İman postu şeriattir,tarikat bil esasını;
Tarikata giren Hak’tan nasip aldı dostlar.
6.
HİKMET
Yâ ilâhim, hamdın ile
hikmet dedim;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.
Tevbe kılıp günahımdan korkup döndüm;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.
Kırk birimde ihlas
kıldım, yol bulayım diye;
Erenlerden gördüğüm her sırrı örteyim diye;
Pîr-i muğân izini alıp öpeyim diye;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.
Kırk ikide tâlip olup
yola girdim,
İhlas ile yalnız Hakk’a gönül verdim;
Arş, Kürsü, Levh’ten geçip Kalem’i gezdim;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana .
Kırk üçünde Hakk’ı
izleyip nâle kıldım;
Göz yaşımı akıtarak jâle kıldım;
Çöller gezip ben kendimi vâle kıldım;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.
Kırk dördümde
muhabbetin pazarında,
Yakamı yırtıp, ağlayıp yürüdüm gülzarında;
Mansur gibi başımı verip aşk dârında;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.
Kırk beşinde senden
hâcet dileyip geldim;
Yaptığım hatalı işler için tevbe kıldım;
Yâ ilâhım, rahmetini sonsuz bildim;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.
Kırk altımda zevkım,
şevkım dolup taştı;
Rahmetinden katre damladı, şeytan kaçtı;
Hak’tan ilham refik olup, kapısını açtı;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.
Kırk yedimde yedi
yandan haber yetti,
Sâki olup şarap kadehini hâcem tuttu;
Şeytan gelip, nefs hevayı kendisi yuttu;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.
Kırk sekizde aziz
candan bizar oldum;
Günah derdi uyuşturdu,hastalandım;
O sebepten Hak’tan korkup uyanık durdum;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.
Kırk dokuzda aşkın
düştü,kavrulup yandım;
Mansur gibi hısımlardan uzaklaştım;
Türlü türlü cefa değdi,kabullendim;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.
Elli yaşta “Er benim”
dedim,fi’lim zayıf;
Gözlerimden kan dökmedim,bağrımı ezip;
Nefsim için yürür idim,it gibi gezip;
Zâtı ulu hâcem, sığınıp geldim sana.
7.
HİKMET
Kul huva’llâh sübhâna’llâh’ı
vird eylesem,
Bir ve Var’ım didarını görür müyüm?
Baştan ayağa hasretinde dert eylesem,
Bir ve Var’ım, didarını görür müyüm?
Elli birde çöller gezip otlar
yedim;
Dağlara çıkıp, tâat kılıp gözümü oydum;
Didarını göremedim, candan doydum;
Bir ve Var’ım, didarını görür müyüm?
Elli iki yaşta geçtim evden
barktan;
Evim barkım ne ola ki belki candan;
Baştan geçtim, candan geçtim,hem imandan;
Bir ve Var’ım, didarını görür müyüm?
Elli üçte vahdet şarabı nasip
kıldı;
Yoldan azan şaşkın idim,yola saldı;
“Allah!” dedim,”Lebbeyk!” deyip elimden tuttu;
Bir ve Var’ım, didarını görür müyüm?
Elli dörtte vücudumu nalân
kıldım;
Marifetin meydanında cevlan kıldım;
İsmâil gibi aziz canımı kurban kıldım;
Bir ve Var’ım, didarını görür müyüm?
Elli beşte didar için dilenci
oldum;
Kavruldum,yandım,kül gibi yokluğa erdim;
Allah’a hamd olsun,didar izleyip
tamamladım;
Bir ve Var’ım, didarını görür müyüm?
Elli altı yaşa erdi dertli
başım;
Tevbe kıldım,akar mı ki gözde yaşım;
Erenlerden pay almadan içim dışım;
Bir ve Var’ım, didarını görür müyüm?
Elli yedi yaşta ömrüm yel gibi
geçti;
Eya dostlar, amelsizim, başım karıştı;
Allah’a hamd olsun,pîr-i muğan elimden tuttu;
Bir ve Var’ım, didarını görür müyüm?
Elli sekiz yaşa
girdim,habersizim;
Nefsimi alt-üst eyle, kahhar Rabb’im;
Himmet versen,şom nefsime teber vurayım;
Bir ve Var’ım, didarını görür müyüm?
Elli dokuz yaşa yettim,dâd u
feryad;
Can verende cananımı kılmadım yâd;
Ne yüz ile sana diyem, kıl sen âzıd;
Bir ve Var’ım, didarını görür müyüm?
Göz yumup tâ açınca erişti
altmış;
Bel bağlayıp kılmadım ben iyi bir iş;
Gece gündüz gamsız gezdim, hem yaz hem kış;
Bir ve Var’ım, didarını görür müyüm?
Altmış birde utanmışım
ilâhımdan;
Eya dostlar, çok korkarım günahımdan;
Candan geçip penah dileyim Allah’ımdan;
Bir ve Var’ım, didarını görür müyüm?
Altmış iki yaşta Allah ışık
saldı;
Baştan ayağı gafletlerden kurtarıverdi;
Can ve gönlüm, akıl ve idrâkim “Allah!” dedi;
Bir ve Var’ım, didarını görür müyüm?
Altmış üçte nida geldi:Kul yere
gir;
Hem canınım, cananınım,canını ver;
Hû kılıcını ele alıp nefsini kır!
Bir ve Var’ım, didarını görür müyüm?
Kul Hâce Ahmed, nefsi
teptim,nefsi teptim;
Ondan sonra cananımı arayıp buldum;
Ölmeden önce can vermenin derdini çektim;
Bir ve Var’ım, didarını görür müyüm?
8.
HİKMET
Vah ne yazık,ne yapacağım
gariplikte?
Gariplikte gurbat içinde kaldım işte.
Horasan’ı, Şam’ı,Irak’ı niyet kılıp
Garipliğin çok kadrini bildim işte.
Neler gelse,görmek gerek o
Hüda’dan;
Yûsuf’unu ayırdılar o Ken’ân’dan;
Doğduğum yer o mübarek Türkistan’dan;
Bağrıma taşlar vurup geldim işte.
Gurbet değdi Mustafa gibi
erenlere,
Otuz üç bin sahabe ve yâranlara,
Ebû Bekir, Ömer, Osman, Murtaza’ya,
Gurbet değdi onlara hem, dedim işte.
Gurbet değse,pişkin kılar çok
hamları
Bilgili kılar,seçkin kılar çok âmları,
Keçe giyer,bulsa yiyer taamları;
Onun için Türkistan’a geldim işte.
Gariplıkte yüz yıl dursa, yine
mihman;
Tahtı, bahtı, bostanları yine zindan;
Gariplikte kul oldu o Mahmut Sultan;
Ey yârenler, gurbet içinde yandım işte.
Gariplikte Arslan Baba’m arayıp
buldu;
Gördüğü sırları perde ile sarıp örttü;
“Allah’a hamd olsun,gördüm.”dedi, izimi öptü;
Bu sırları görüp hayran kaldım işte.
Arzuluyum akrabalık vileyete,
Büyük babam ravzaları Ak Türbet’e,
Babamın ruhu saldı beni bu gurbete;
Bilmem ki ben nasıl taksir kıldım işte.
Kul Hâce Ahmet, söylediği
Hakk’ın yâdı;
İşitmeyen dostlarına kalsın öğüdü;
Gurbet çekipöz şehrine dönüp geldi;
Türkistan’da mezar olup kaldım işte.
9.
HİKMET
Gönül gözünü parlatmadan tâat
kılınsa,
Dergâhında makbul olmaz,bildim işte.
Hakikatten bu sözleri iyice öğrenip
Lâ-mekânda Hak’tan dersler aldım işte.
Bir ve Var’ım dersler verdi
perde açıp;
Yer ve gökte duramadı şeytan kaçıp;
İşret kılıp,vahdet şarabından doyasıya içip;
Lâ-mekânda Hak’tan dersler aldım işte.
Aşk makamı türlü makam, aklın
yetmez;
Baştan başa zorluk, cefa, mihneti gitmez;
Melâmetler, ihanetler kılısa,geçmez;
Lâ-mekânda Hak’tan dersler aldım işte.
Aşk belâsı başa düşse, nalân
kılar;
Aklını alıp, şaşkın kılıp, hayran kılar;
Gönül gözü açılınca giryan kılar;
Lâ-mekânda Hak’tan dersler aldım işte.
Seher vakti ağlar idim, nida
geldi;
“Didarımı göstereyim.” Diye vâde kıldı;
Aklımı alıp, şaşkın kılıp aşkını saldı;
Lâ-mekânda Hak’tan dersler aldım işte.
Burada cefa çekenlere didarı
taht;
Mahşer günü bağışlar hem taht, hem baht;
Yarattığında âşıka kendisi kıldı ahd;
Lâ-mekânda Hak’tan dersler aldım işte.
Çöller gezip, halktan bezip aşkı
sor sen;
Kulu olsan, Hak’tan korkup ağlayıp yürü sen;
Didarını ister isen, hazır ol sen;
Lâ-mekânda Hak’tan dersler aldım işte.
Gözlerimden kanlar döküp yâd
etmedim;
Yüz bin türlü mihnet verdi, dâd etmedim;
Senden korkup hasta gönlümü şâd etmedim;
Lâ-mekânda Hak’tan dersler aldım
işte.
Allah derdi satılmaz ki satın
alsan;
Pîr-i muğan hizmetinde toprak olmasan;
Hak yoluna giremezsin, pâk olmasan;
Lâ-mekânda Hak’tan dersler aldım işte.
Ey yâranlar, aşk derdine çâre
olmaz;
Diri oldukça aşk defteri tamamlanmaz;
Dar lahidde kemikleri ayrılmaz;
Lâ-mekânda Hak’tan dersler aldım işte.
Aşk padişah,âşık fakir,nefes
alamaz;
Hak’tan izin olmayınca konuşamaz;
Hak öğüdünü alan dünya peşinde koşmaz;
Lâ-mekânda Hak’tan dersler aldım işte.
Kul Hâce Ahmed,yedi yaşta
dersler aldım;
Sekizimde dünyayı da,ahireti de terk eyledim;
Dokuzumda ben Hüda’mı hazır bildim;
Lâ-mekânda Hak’tan dersler aldım işte.
10.
HİKMET
Kadir rabb’im kudret ile nazar
kıldı;
Mutlu olup yer altına girdim işte.
Garip kulun bu dünyadan göçüp gitti;
Mahrem olup yer altına girdim işte.
Zâkir olup,şâkir olup Hakk’ı
buldum;
Dünya,ahret haram kılıp ezip teptim;
Divane olup,rüsva olup candan geçtim;
Gamsız olup yer altına girdim işte.
Şomluğumdan dağlar,taşlar söğdü
beni;
Açık dille söğüp dedi:Fi’lin hani?
Âşık olsan, önce varıp Hakk’ı tanı!
Merhem olup yer altına girdim işte.
Sizi, bizi Hak yarattı tâat
için;
Ey acayip, içmek, yemek, rahat için;
“Kalû belâ” dedi ruhum mihnet için;
Ethem olup yer altına girdim işte.
Nefsim beni çok koşturdu, Hakk’a
bakmadan;
Gece gündüz gamsız yürüdüm, yaşım akmadan;
Hevesleri, benlik dâvasını ateşe yakmadan;
Gamla dolup yer altına girdim işte.
Bir kul görsem, hizmet kılıp
kulu oldum;
Toprak gibi yol üstünde yolu oldum;
Âşıkların yanıp sönen külü oldum;
Hemdem olup yer altına girdim işte.
Candan geçip mihnet çektim,
kulum dedi;
Kanlar yutup “Allah!” dedim, rahm eyledi;
Cehennemde olmasın diyip tasalandı;
Mutlu olup yer altına girdim işte.
Bir gün değil, yirmi üçe erdi
yaşım;
Yazık Hakk’ı bulmamaktan kırık gönlüm;
Yer üstünde sultanım diyip kibirlendim;
Şâkir olup yer altına girdim işte.
Şeyhim diye dâva kılıp yolda
kaldım;
Fes, sarığı değersiz bir pula satıp geldim;
Boş istekler coşup taştı, yorulup kaldım;
Huzursuz olup yer altına girdim işte.
Başım toprak, kendim toprak,
cismim toprak;
“Hakk’a kavuşur muyum?” diye, ruhum müştak;
Kavrulup yandım, olamadım aslâ ap-ak;
Şebnem olup yer altına girdim işte.
Pîr-i muğan nazar kıldı, şarap
içtim;
Şiblî gibi semâ ılıp candan geçtim;
Sermest olup insanlardan uzaklaştım;
Zemzem olup yer altına girdim işte.
Kul Hâce Ahmed, nâsih olsan,
kendine ol;
Âşık olsan, candan geçip bir defa öl;
Cahillere desen, sözünü kılmaz kabul;
Muhkem olup yer altına girdim işte.
11.
H İ K M E
T
Aşk dâvasını bana kılma, sahte âşık;
Âşık olsan, bağrın içinde göz kanı yok;
Muhabbetin şevki ile can vermese,
Boşa geçer ömrü onun, yalanı yok.
Aşk bağını mihnet ile
göğertmesen,
Hor görülüp şom nefsini öldürmesen,
“Allah!” diyip içine nur doldurmasan,
Vallah, billah sende aşkın nişanı yok.
Hak zikrini can içinden
çıkarmasan,
Üç yüz altmış damarını tepretmesen,
Dört yüz kırk dört kemiğini kül kılmasan,
Yalancıdır, Hakk’a âşıkolanı yok.
Nefsten geçip kanaatı huy
edinen,
Hem kim tepse, râzı olup boyun sunan,
İyilere hizmet kılıp dua alan;
Öyle âşıkın mahşer günü armanı yoktur.
Rahatı atıp can mihnetinden
hoşlananlar,
Seherlerde can kaynatıp aş kılanlar,
Boş hevesler, ben-sen fikrini terkedenler,
Gerçek âşıktır, aslâ onun yalanı yok.
Aşk derdini dertsiylere demek
olmaz;
Bu yolların engeli çok,geçmek olmaz;
Aşk cevherini her namerde satmak olmaz;
Habersizlerden aşk kadrini bilen yok.
Aşka düştün,ateşe düştün,yanıp
öldün;
Pervane gibi candan geçip kor ateş oldun;
Dertle doldun,gamla doldun,deli oldun;
Aşk derdini sorsan,aslâ dermanı yok.
Başın gider bu yollarda,hazır ol
sen;
Aşk yolunda ölmeden önce muhakkak öl sen;
Pîr eteğini sıkı tutup hizmet kıl sen;
Hizmet kılanlardan aslâ yolda kalanı yok.
Âşık değil,sevdiğine can
vermese,
Köylü değil,çapa yapıp nân vermese,
Burada ağlayıp âhirette can vermese,
Yolda kalır,Hüda lutfunu alanı yok.
Ey habersiz aşk ehlinden beyan sorma;
Dert iste sen,aşk derdine derman
sorma;
Aşık olsan,zâhidlerden nişan sorma;
Bu yollarda âşık ölse günahı yok.
Zahid olma,âbid olma,âşık ol
sen;
Mihnet çekip aşk yolunda sâdık ol sen;
Nefsi tepip dergâhına lâyık ol sen;
Aşksızların hem canı yok,imanı yok.
Aşk sevdası kime düşse,rüsva
kılar;
Işık salıp Hak kendine şeyda kılar;
Mecnun gibi aklını hep Leylâ kılar;
Allah şahit,bu sözlerin yalanı yok.
Kul Hâce Ahmed,candan geçip yola
gir sen;
Ondan sonra erenlerin yolunu sor sen;
Allah deyip,Hak yolunda canını ver sen;
Bu yollarda can vermesen,imkânı yok.
12.
H İ
K M E T
Hoş gâipten yetişti, iyi sözüm
teberrük;
Âşık olsan ey tâlip, riyâzette belin bük.
Geceleri yatmayıp yaş yerine kanın dök;
Arslan Baba’m sözlerini işitiniz teberrük.
Arslan Baba’m dediler:
Tâliplerde yok ihlas;
Pîrin hazır olanda ne gerek Hızır İlyas?
Pirin yoluna girende anmayın gavsu’l - gıyas;
Arslan Baba’m sözlerini işitiniz teberrük.
“Talibim ben” söylerler, vallah,
billah nâ - insaf;
Nâmahreme bakarlar , gözlerinde yok insaf;
Kişi malını yiyerler, gönülleri değil sâf;
Arslan Baba’m sözlerini işitiniz teberrük.
“Pir hizmetini kıldık; tâlibim.”
Diyip yürürler;
Yiyip haram, mekruhu, torbalarına doldurdular;
Gözlerinde nemi yok,halka içine girerler;
Arslan Baba’m sözlerini işitiniz teberrük.
“Pir hizmetini kıldık; tâlibim.” diyip yürürler;
Yiyip haram, mekruhu, torbalarına doldururlar;
Gözlerinde nemi yok, halka içine girerler;
Arslan Baba’m sözlerini işitiniz teberrük.
Zâkirim diyip ağlarlar, akmaz
gözünden yaşı;
Gönüllerinde gamı yok, her an ağrıya başı;
Düzen, hile kılarlar, mâlum Hüda’ya işi;
Arslan Baba’m sözlerini işitiniz teberrük.
Tâlibim diye söylerler,gönlünde
yok zerre şûr;
Gerçek tâlibi sorsanız, içi dışı gevherdir;
Hakk’a ayan sırları, dedikleri safâ nur;
Arslan Baba’m sözlerini işitiniz teberrük.
Sûretleri bütün nakş, kıyametten
korkmazlar;
Fısk ve fücur kılarlar, günahlardan ürkmezler;
Riya tesbihi ellerinde, ağlayıp yaş dökmezler;
Arslan Baba’m sözlerini
işitiniz teberrük.
Riya tesbihi elinde, zünnar
belde, bilseniz;
Hak rızası budur ki aşk
ticaretini kılsanız;
Aşkını alıp mahşerde rüsva olup dursanız;
Arslan Baba’m sözlerini işitiniz
teberrük.
Aşk yoluna girenler, Hak
didarını görürler;
Mûsâ gibi mahşerde Hak’tan sual sorarlar;
Sermest olup vasfında Hû zikrini kurarlar;
Arslan Baba’m sözlerini işitiniz teberrük.
İnşallah işideni Hak’tan dileyip
alırım;
Şeytan yolundan alıp hak yoluna salarım;
Yardım etse Mustafa,günahlarını dilerim;
Arslan Baba’m sözlerini işitiniz
teberrük.
Çarşamba günü işidip ansızın
Hazret vardılar;
Arslan Bâb’ın evine o gün misafir oldular;
Yattığı yeri perişan görüp hayran kaldılar;
Arslan Baba’m sözlerini işittiniz teberrük.
Muhammed Mustafa durup dua
kıldılar;
Melekler âmin diyip el açarak durdular;
“Şöyle ümmet verdin.” Diyip Hakk’a şükür kıldılar
Arslan Baba’m sözlerini işitiniz teberrük.
Sahabeler dediler:Arslan Bab’dır
adınız;
Arapların ulusu, tertemizdir zâtınız;
Ten terbiyesi farz diyip, parça salıp yattınız;
Arslan Baba’m sözlerini işittiniz teberrük.
Âhir zaman ümmetleri süslerler
evlerini;
Nefslerine kapılıp bozarlar huylarını;
Şan ve şevketler ile dik tutarlar boylarını;
Arslan Ba’m sözlerini işittiniz teberrük.
Âhir zaman ümmetleri, dünya
fâni, bilmezler;
Gidenleri görerek ondan ibret almazlar;
Erenler kıldığını görüp değer vermezler;
Arslan Baba’m sözlerin işittiniz teberrük.
İyi yollardan sapıp kötü yola
koşuşan,
Pîrim diyip mel’un şeytan eteğine yapışan,
Azâzil’i pirim diyip sabah akşam görüşen;
Arslan Baba’m sözlerini işittiniz teberrük.
İmanını yitirip, ölmem diye
gülüşen,
Ölmem diyip dünyada Mevlâ’m ile vuruşan,
Gâfillik ile her an ömrünü boşa geçiren;
Arslan Baba’m sözlerini işittiniz teberrük.
Vakit gelse, Azrâil, “Emaneti
ver!” diyecek;
Lânetli şeytan, pîrim diye, can verende görünecek,
İmanını, dinini alıp gönül halini sormayacak;
Arslan Baba’m sözlerini işittiniz teberrük.
Tevbe kılsa, tevbesini Mevlâ’m
kabul kılmayacak;
Allah dese, hâcesi elinden tutup almayacak;
Cürüm ve isyan düğümlerini pîre varıp çözmeyecek;
Arslan Baba’m sözlerini işittiniz teberrük.
Yedi yaşta Arslan Bâb
Türkistan’a geldiler;
Baş koyarak ağladım, halimi görüp güldüler;
Bin bir zikir öğretip merhamet gösterdiler;
Arslan Baba’m sözlerini işittiniz teberrük.
Söz edince hurmadan bana korku
verdiler;
“Edepsiz çocuk!” diyip sopa alıp sürüler;
Hiddetinden korkmadım, bana bakıp güldüler;
Arslan Baba’m sözlerini işittiniz teberrük.
“Ağzını aç ey çocuk, emanetini
vereyim;
Lezzetini tatmadım, aç ağzına salayım;
Hak Resûl’un emrini ümmet olsam, kılayım.”
Arslan Baba’m sözlerini işittiniz teberrük.
Ağız açtım, saldılar, hurma
kokusu kıldı mest;
İki âlemden geçip vallah oldum Hak - perest;
Hâce, molla yığıldı, alıp gittiler destbedest;
Arslan Baba’m sözlerini işittiniz teberrük.
Baba’m dedi: Ey yavrum, Önümde
dur, öleyim;
Namazımı kılıp göm, can sadaka kılayım.
Medet kılsal Mustafa, İllîyyin’e gireyim
Arslan Baba’m sözlerini işittiniz teberrük.
Ağlayarak dedim ki: Ey baba,
genç çocuğum;
Kabrinizi kazarak götürüp defn edemem;
Hak Mustafa sünnetini, çocuğum, bilemem;
Arslan Baba’m sözlerini işittiniz teberrük.
Baba’m dedi: Ey yavrum, melekler
toplanacak;
Cebrail imam olup, diğerleri tâbi olacak;
Mikâil ve İsrâfil kaldırıp mezara koyacak;
Arslan Baba’m sözlerini işittiniz teberrük.
Kul Hâce Ahmed, sözünü cahillere
söyleme;
Söz söyleyip cahile, değersiz pula satma;
Açlıktan ölsen bile, nâmerde minnet etme;
Arslan Baba’m sözlerini işittiniz teberrük.
13.
H İ K M E
T
Yola giren erenlerden yol
sormadan
Ağlamayım mı ey dostlarım, hata kıldım
Hak zikrini gece gündüz vird etmeden
Ey dostlarım, öz canıma cefa kıldım.
Allah yâdı gönülleri aydınlatan;
Âşıklara Hüda kendisi vâde kılan;,
Aşk rüzgârı Mustafa’ya hediye gelen;
O sebepten gözyaşımı şahit kıldım
Allah der ki: Âşıklarım Burak’a
biner;
Hak zikrini diyenlere rahmet yağar;
Çok ağlayan didarımı şüphesiz görür;
Mahşer günü didarımı bağışladım.
Vâde kıldı âşıklara yüz bir
Burak;
Âlem halkı melâmeti O’na ırak;
Bu âlemde el gözüne yanan çerak;
Ukba içinde yüz bin köşkler bina kıldım
Dertsiz insan insan değil, bunu
anla;
Aşksız insan hayvan cinsi, bunu dinle;
Gönlünüzde aşka olmasa, bana ağla;
Ağlayanlara hâs aşakımı bağışladım.
Bende olsan, benliğinden geç
tamamen;
Seherlerde can kaynatıp çalış dinmeden;
Yoldan sapan şaşkınları yola sok hemen;
Bir nazarda gönüllerini safâ kıldım.
Gerçek dertliye kendim ilaç,
kendim derman;
Hem âşıkım, hem mâşukum, kendim canan,
Rahm edeyim, adım Rahman zâtım Sübhan;
Bir nazarda içlerini safâ kıldım.
Tan tana kadar Hakk’ı anan kişi,
Dağ ve çölü bostan kılar akan yaşı;
Allah’ı der, başka şeyle yoktur işi;
O âşıkı insanlardan cüda kıldım
Aşk yâdını yere salsam, yer
kaldırmaz;
Defter kılsan, tâ dirisin, bitmek olmaz;
Hakk’ı bilen beyi, hanı, halkı bilmez;
O kulumu öz yolumda iki kat kıldım.
Mal ve pula rağbet etmez âşık
kişi;,
Yol üstünde toprak olup aziz başı;
Ondan sonra nurla dolar içi dışı;
Yarın varsa, mahşerde padişah kıldım.
Hak’tan korkup mal ve pulu
sevmeyenin,
Hakk’ı diyip bir an olsun yatmayanın,
Yatsa, kalksa, Hak zikrini koymayanın,
Açtım bâtın gözlerini bîna kıldım.
Oruç tutup halka riya kılanları,
Namaz kılıp tesbih ele alanları,
Şeyhim diyip başka bina kuranları
Son deminde imanından cüda kıldım.
Hakk’a âşık olup dedi Kul Hâce
Ahmed;
Sıdkı ile işidene yüz bin rahmet;
Dua kılayım, görmesinler mihnet, zahmet;
Akıllı isen, bir söz ile tamam kıldım.
14.
H İ K M E
T
Rabb’im yâdı ulu yâddır, söyler
olsam,
Ballar gibi tatlı olur dilim benim.
Kendim fakir, ikrar ettim, oldum hakir;
Kanat çırpıp uçar kuş gibi gönlüm benim.
Türlü ayşım, türlü işim, detli
başım;
Eridi canım, gitti aklım, aktı yaşım;
Günah ile tamamen doldu içim, dışım;
Niyazsızım, açıversin yolumu benim.
Gözüm düştü, gönlüm uçtu, Arş’a
aştı;
Ömrüm geçti, nefsim kaçtı, bahrım taştı;,
Kervan göçtü, menzil aştı,
yorgun düştü;
Sır ulaştı, nasıl olacak halim benim?
Sûret burada, sîret orada,
kudretinde;
Uzun gecede, parlak günde, gönlüm orada;
Geçen gecede, olup bende, hepsi nerede,
Sorsa orada, günahkârdır dilim benim.
İçtim şarap, oldum harap, aslım
türap;
Görmeğe geldim, yaş dolu gözüm, gönlüm serap,
Hak’tan hitap gelse, kullar görmez azap;
Pınar gibi akar gözden yaşım benim.
Düşüm uzar; burak tozar, gitse
Pazar;
Dünya Pazar, içine girip kullar azar;
Başım bîzar, yaşım sızar, kanım tozar;
Adım Ahmed, Türkistan’dır ilim benim
15.
H İ K M E
T
Durmadan huzurunda Allah desem,
Ağlayarak zikr edip Rabb’im desem,
Kulu olup kulluğuna boyun sunsam,
Bu iş ile yâ Rab, seni bulur muyum?
Zekeriyyâ gibi başıma bıçkı
koysam,
Eyyub gibi hem tenime kurtlar salsam,
Mûsa gibi Tûr dağında tâat kılsam,
Bu iş ile yâ Rab, seni bulur muyum?
Yûnus gibi deniz içinde balık
olsam,
Yûsuf gibi kuyu içinde vatan tutsam,
Yâkub gibi Yûsuf için çok ağlasam,
Bu iş ile yâ Rab, seni bulur muyum?
Şiblî gibi âşık olup sema ‘
kılsam,
Bâyezid gibi gece gündüz Kâbe’ye
varsam,
Kâbe içine yüz sürüp ağlayıp dursam,
Bu iş ile yâ Rab, seni bulur muyum?
Mâruf gibi işbu yola adım atsam,
Mansun gibi candan geçip, dâra konsam,
Dâr üstünde şevklenerek Hakk’ı desem,
Bu iş ile yâ Rab, seni bulur muyum?
Kul Hâce Ahmed, kulluk içre
sâbit olsam,
Zâkir olup, Hakk’ı anıp, Rabb’im desem,
Zikrinde şevklenerek kavrulup yansam,
Bu iş ile yâ Rab, seni bulur muyum?
16.
H İ K M E
T
Seher vakti kalkıp ağla, nâle
eyle;
İnleyişinden yer ve gökler neva kılsın.
Hakk’a sığınıp göz yaşını jâle eyle;
Ondan sonra Hak derdine deva kılsın
Yüz bin günah işledin sen,
bilemedin;
Tevbe kılıp dergâhına gelemedin;
Himmet kılıp iyi dua alamadın;
Günahlardan seni ne diye kurtarıversin?
Bu âlemde rüsva olup kan
yutmasan,
Şeriatte, tarikatte pir tutmasan,
Hakıkatte candan, tenden tam geçmesen,
Gafletlerden seni ne diye ayırıversin?
Erenlerin kıldığını kılamasan,
Pîrsiz gezip vird ve evrad bilemesen,
Yardım dileyip iyi dua alamasan,
Seçkîn ulular sana ne diye dua kılsın?
Tezvir ağı koyup halkı yoldan
ettin;
Şeyhlik kılıp riya ile dükkân kurdun;
İşret kılıp şeytan ile gün geçirdin;
Didarına seni ned diye lâyık kılsın?
Gece yatmayıp uykusunu haram
kılsa,
Kalb zikrini, sır zikrini tamam kılsa,
Bin dir adını tesbih edip dile alsa;
Kul ne diye dergâhında hata kılsın?
Emr-i mâruf,nehy-i münker bilip
kılsa,
Yatsa, kalksa bir Hüda’yı hazır bilse,
Ölene kadar hâcesine hizmet kılsa;
Kuvvet verir, onu ne diye iki kat kılsın?
Namazsıza, tâatsize vermez
kuvvet;
Fi’li zayıf, ayıplıya vermez himmet;
Rızkı noksan, soysuz olan görmez devlet;
O fâsıkın gönlünü ne diye safâ kılsın?
Yazık, insan kendi kadrini kendi
bilmez;
Benlik kılıp iyilere değer vermez;
Hû sohbeti kurulan yere kaçıp gelmez;
O vefasız ahde ne diye vefa kılsın?
İnsan odur, fakir olup yolda
yatsa,
Toprak gibi âlem halkı basıp geçse,
Yûsuf gibi kardeşi köle diye satsa;
Kulun kulu, o kul ne diye gururlansın?
Şevkı, zevkı muhabbetten ayân
kıl sen;
Âşıklara aşk ateşinden beyan kıl sen,
Hârlık, zârlık, meşakkatı nişan kıl sen;
Gerçek âşıklar ateşten ne diye sakınsın?
Allah diyerek ateşe girdi
Halilu’llah;
O ateşi bostan kıldı, görün, Allah;
Baş eğerek ağlayıp dedi: Şey’en li’llâh;
Fakir, miskin ateşte ne diye heva kılsın?
Hakk’a âşık sâdık kişi yalnız
yürür,
Yarın varsa, Hak önünde izzet görür;
Cennete girip didar görüp hoşluk bulur;
Gizli yürür, halka ne diye riya kılsın?
Kul Hâce Ahmet, dert ve hâlet
peyda kıl sen;
Can ve gönlü Hak yolunda şeyda kıl sen;
Derdini çekip mahşer günü kavga kıl sen;
Dert olmasa, Mevlâ’m kime şifa kılsın.
17.
H İ
K M E T
Tevbe kılıp Hakk’a dönen
âşıklara
Cennet içinde dört pınarda şerbeti var.
Tevbe kılıp Hakk’a dönmeyen gafillere
Dar lahidde katı azap hasreti var.
Cennet mülkünü anlayan kullar
tevbe kılsın;
Tevbe kılıp huzuruna yakın olsun;
Hûri, köşkler, gılman, vildan hizmet kılsın,
Türlü türlü giydiği şeref hil’ati var.
Tevbe kılan âşıklara nuru erer;
Gece gündüz oruçlu olsa, gönlü parlar;
Öldüğünde kabre girse, kabri genişler;
Kadir Rabb’im, rahîm, rahman, rahmeti var.
Tevbesizler bu dünyadan göçülmez
bilir;
Ölüp varsa, kabir azabını görmez bilir;
Kıyamet günü Arasat tanı atmaz bilir,
Heyhat heyhat, nevha, feryat günleri var.
Namaz, oruç, tevbe üzre
varanlara,
Hak yoluna girip ayak koyanlara,
Bu tevbeyle âhirete varanlara,
Bağışlanmış kullar ile sohbeti var.
O pınarlar kim içindir, bil sen
bunu;
Tevbe kılan âşıklara içirir onu;
Tevbesizler o pınardan içmez suyu;
Ona içirir zehir zakkum şerbeti var.
Her kim Hakk’ın kulu olsa,
Hakk’a dönsün;
Hakk’a dönmeyen gâfil kullar öteye varsın;
Kul Hâce Ahmed nasıl burada mekân tutsun;
Gece gündüz korkup durur, heybeti var.
18.
H İ
K M E T
Didarını talep kılsanız ey
zâkirler,
Candan geçip halka içinde görün didar.
Şevkın ile Allah diyip, doğruya dönüp
Gece uykusunu haram kılıp ol sen bîdar.
Bîdarlara Hak rahmeti yakın olur;
Bîdarların gönlü kırık, gözü yaşlı olur,
Benlik kılanların cezası cehennem olur;
Kibirlinin cehennemde hali düşvar.
Senden önce yâranların ne yana
gitti;
Bu dünyaya gönül vermeyip ağlayıp göçtü;
Ömrün sona erdi, sıra sana yetti;
Günahına tevbe kıl sen,ey bed-kirdar.
Nefsin sana, bakıp dursan, neler
demez;
Ağlasan da Allah’a doğru yüz çevirmez;
Ele alsan, yaban kuş gibi ele konmaz;
Ele alıp gece uykusunu kıl sen bîdar.
Nefs yoluna giren kişi rüsva
olur;
Yoldan azıp gezip tozan şaşkın olur;
Yatsa, kalksa, şeytan ile yoldaş olur;
Nefsi tep sen, nefsi tep sen, ey bed-kirdar.
Nefsin seni son deminde geda
kılar;
Din evini yağmalayıp harap kılar;
Öldüğünde imanından cüda kılar;
Akıllı isen, pis nefisten ol sen bîzar.
Fir’avn, Karun şeytan sözünü
muhkem tuttu;
O sebepten yer yarıldı onları yuttu;
Mûsâ Kelim nasihatçı olup sözler dedi;
Kulak tutmadan o ikisi öldü murdar.
Günahına tevbe kılıp ağlayıp
yürü sen;
Giderim diyip yol başına varıp dur sen;,
Gidenleri görerek hem ibret al sen;
İbret alsan, yattığın yer olur gülzar.
Mü’min kullar dert ve hâlet
peyda kıldı;
Hak yolunda can ve gönlü şeyda kıldı;
Dünyayı terkedip âhireti satın aldı;
satın alsan, hûrî, gılman hepsi hazır.
Kul Hâce Ahmed, nefs elinden
kılarım dâd;
Pîr-i muğan olacak mı ona cellad;
Habersizler işitmezler dâd ve feryad;
Kan ağla sen, işittin o Perverdigâr
19.
H
İ K M E T
Aşk yolunda yok
olayım Bir ve Var’ım;
Her ne kılsan, âşık kıl sen perverdigâr.
El açarak dua kılayım, Rabb’im cebbar;
Her ne kılsan, âşık kıl sen Perverdigâr.
Gül aşkının sokağında bülbül
oldum;
Türlü türlü diller ile nâle kıldım;
Bütün işlerden âşıklığı ben zor bildim;
Her ne kılsan,âşık kıl sen Perverdigâr.
Aşkı değse, kavurup
yandırır canı, teni;
Aşkı değse, viran kılar”ben” fikrini;
Aşk olmasa, tanımak olmaz Mevlâ’m seni;
Her ne kılsan, âşık kıl sen Perverdigâr.
Aşk defteri sığmaz dostlar
dergâhına;
Cümle âşık yığılıp varır bargâhına;
Yedi cehennem tâkat kılmaz bir âhına;
Her ne kılsan, âşık kıl sen Perverdigâr.
Hâs aşkını göster bana, şükr
edeyim;
Bıçkı konsa, Zekeriyya gibi zikr edeyim;,
Eyyub gibi belâsına sabr edeyim;
Her ne kılsan, âşık kıl sen Perverdigâr.
Cilve kıl sen, deli kıl sen,
şeyda kıl sen;
Mecnun kıl sen, insanlara rüsva kıl sen;
Mum gösterip pervane gibi kor ateş kıl sen;
Her ne kılsan, âşık kıl sen Perverdigâr.
Aşk derdini talep kıldım,
dermanı yok;
Aşk yolunda can verenin hüsranı yok;
Bu yollarda can vermese, imkânı yok;
Her ne kılsan, âşık kıl sen Perverdigâr.
Nerden bulayım, aşkın düştü,
kararım yok;
Aşk senâsını gece gündüz bıraktığım yok;
Dergâhından başka yere vardığım yok;
Her ne kılsan, âşık kıl sen Perverdigâr.
Aşk pazarı ulu Pazar, sûda
haram;
Âşıklara senden başka kavga haram;
Aşk yoluna girenlere dünya haram;
Her ne kılsan, âşık kıl sen Perverdigâr.
Âşıklığı dâva kılıp yürüyemedim;
Nefsten geçip ben emrini kılamadım;
Cahillikte Hak emrini bilemedim;
Her ne kılsan, âşık kıl sen Perverdigâr.
Kul Hâce Ahmed, aşktan katı belâ
olmaz;
Merhem sürme, aşk derdine deva olmaz,
Göz yaşından başka kimse şahit olmaz;
Her ne kılsan, âşık kıl sen Perverdigâr.
20.
H
İ K M E T
Muhabbetin kadehinden içen
divaneler,
Kıyamette ateş ağzından saçar dostlar.
Kudret ile yaratılan yedi cehennem
Âşıkların nârasından kaçar dostlar.
Cehennem ağlayıp yalvaracak
Allah’ına
Tâkatım yok âşıkların bir âhına.
Kaçıp varayım Hak Taâlâ penahına;
Âşıkların yaşı ile söner dostlar.
Âşıkları aşk dükkânını varsa
kurup,
Yaşını saçıp, göğsünü açıp, yüzünü sürüp,
İnşallah, cehennem kaçsa, ondan korkup
Yedi sema tâkat kılmadan göçer dostlar.
Rahman Rabb’im sâki olup mey
içerse,
Çoluk-çocuk, ev-barktan tamamen geçirse,
Vücudumdan Azâzil’i Hak kaçırsa,
Cürüm, isyan düğümlerini açar dostlar.
Aşk kapısını Hak yüzüme
açıverse,
Hâs aşkını gönül içine yerleştirse,
Lutf eylese, iki âlemde şâh eylese,
Âşıkları Hakk’a doğru uçar dostlar.
Sübhan Rabb’im bir katre mey
kılsa in’am,
Sır zikrini diye diye kılsam tamam,
Hûri, gılman cümle melek ona gulam;
Cennet içinde ipek giysiler biçer dostlar.
Allah diyerek kabirden kalksa,
âlem yanar;
Seçkin kulum diyip Rabb’im, yalnız sever;
Yaş yerine kanını döküp yüzünü boyar;
Hamdını diyip mel’un şeytan kaçar dostlar.
Ben demedim, Allah kendi vâde
kıldı;
Yolsuz idim, lutf ederek yola saldı;
Garip olup nâle kıldım, elimden tuttu;
Öyle âşık şevk şarabını içer dostlar.
Kul Hâce Ahmed, aşksızların işi
düşvar;
Yarın varsa, Hak göstermez ona didar
Arş ve Kürsü, Levh ve Kalem hepsi bîzar;
Aşksızlara cehennem kapısını açar dostlar.
H İ K
M E T
Aşk sırrını beyan kılsam
âşıklara,
Tâkat kılmaz, başını alıp gider dostlar.
Doğa, taşa başını vurup, kendinden geçip
Çoluk-çocuk, evden barktan geçer dostlar.
Aşk şiddeti başa düşse, âşık
neyler;
Bigâneler taşlar atıp ona güler;
Divane diye başını yarıp kana bular;
Şâkir olup hamd ve senâ söyler dostlar.
Aşk cevheri dipsiz deniz içinde
pinhan;
Canda geçip cevher alan oldu canan;
Hevesliler âşıkım der, yolda kalan;
Dinlerini değersiz pula satar dostlar.
Aşksızların hem canı yok, hem
imanı;
Resûlu’llah sözünü dedim, mâna kânı;
Nice desem, işitici, bilen hani?
Habersiz desem, gönlü karışır dostlar.
Ateşe yandım, candan doydum,
hayran oldum;
Bu nasıl ateş, yanamadan biryan oldum;
Muhabbetin adını duyup giryan oldum;
Gözü giryan muradına yeter dostlar.
Çok ağlayıp, çok inle ki rahmı
gelsin;
Yol şaşırsan, rahmı gelip yola salsın;
Hizmet kıl kî pîr-i muğân elinden tutsun;
Hizmet kılan muradına yeter dostlar.
Zemane hem âhir oldu, huyun
gitti;
Resûlu’llah vâdeleri yakınlaştı;
Seçkin kulları iyi söze kulak tuttu;
Kötü kullar günden güne beter dostlar.
“Küllü yevmin beterün.” dedi hak
Mustafa;
Ümmet olsan, kulak sal sen, ehl-i vefa;
İyilerin ecrini verir, kötüye ceza;
Kıyamet günü cezalarını çeker dostlar.
Fâsık, fâcir havalanıp yere
basmaz;
Oruç namaz kazâ kılıp misvâk asmaz;
Resûlu’llah sünnetine değer vermez;
Günahları günden güne artar dostlar.
Dünya ehli malını görüp heva
kılar;
Benlik fikriyle dâva-yı hüda kılar;
Öldüğünde imanından cüda kılar;
Can verende hasret ile gider dostlar.
Dünya malını yığanları vallah gördüm;
Öldüğü vakit,”Tevbe et!” diyip halini sordum;
Şeytan dedi: İmanına çengel vurdum.
Can çıkarda ağlaya ağlaya gider dostlar.
Kul Hâce Ahmed, âşık olsan,
canın yansın;
Sıdkın ile Allah deki Tanrı bilsin;
Dua kıl ki mü’min kullar dünya koysun;
Dünya koyan âhirete yeter dostlar.
22.
H İ K M
E T
Hakk’a dönüp mü’min olsan, tâat
kıl sen;
Tâat kılan Hak didarını görür dostlar.
Yüz bin belâ başa düşse, inleme sen;
Ondan sonra aşk sırrını bilir dostlar.
Âşıkları inleyerek yola girdi;
Her ne cefa gelse, onu Hak’tan bildi;
Râzı olup yer altında hazır oldu;
Ağlayarak seherlerde durur dostlar.
Eyâ dostlar, hiç bilmedim ben
yolumu;
Saadete bağlamadım ben belimi;
Gaybet sözden hiç alamadım ben dilimi;
Cahilliğim beni rüsva kılar dostlar.
Gece gündüz gamsız yürüdüm, zikr
etmeden;
Cehd kılarak gece gündüz fikr etmeden;
Muhabbetin pazarında kendimi satmadan;
Nefsim benim yüz bin taam diler dostlar
Nefsini sen öz reyine koyma
zinhar;
Yemeyip içmeyip tâat ile ol sen bidar;
Âhir bir gün gösterecek sana didar;
Bidar olan orda didar görür dostlar.
Eyâ gâfil, Hak zikrini dilden
koyma;
Dünyalıktan bir zerreyi ele alma;
Erenlerin arkasından aslâ kalma;
Yola giren âhir murad bulur dostlar.
Vah ney yazık, hasret ile ömrüm
geçti;
Nefsim benim coşup taştı, hadden aştı;
Canım kuşu uçuverse, ruhum kaçtı;
Gâfil yürüyen ömrünü yele satar dostlar.
Didar göreyim diyen kullar
uyanık olur;
Yürüse, dursa, yatsa, kalksa, zikrini söyler;
İçi dışı öyle kulun nurla dolar;
Allah nurunu öyle kula saçar dostlar.
Kul Hâce Ahmed, bende olsan,
ağla, yürü sen;
Muhabbetin meclisine kendini vur sen;
Kıyametin şiddetinden mâtem kur sen;
Mâtem kuran sırdan haber alır dostlar.
23.
H İ K M
E T
Didar için canı kurban
kılmayınca
İsmâil gibi didar arzu kılmayın dostlar.
Candan geçip tarikate girmeyince
Âşkım diyip yalan dâva kılmayın dostlar.
Âşıklığı ulu iştir, bilsen bunu;
Mihnet ile sınar imiş Mevlâ’m seni;
Cefa, mihnet ile olsan dünü günü;
Mâşukundan gönül ayrı kılmayın dostlar.
Benlik kılıp tarikate
girmediler;
Candan geçmeden yola ayak koymadılar;
Nefs öldürmeden teslim fenâ olmadılar;
Ham tamahlık ile yola girmeyin dostlar.
İşbu aşkın yolu dilim olmak
olur;
Burada ağlayıp âhirette gülmek olur;
Gül renkleri zaferan gibi solmak olur;
Böyle olmadan, âşıkım ben, demeyin dostlar.
Mürşidlerin hizmetini kıl
ihtiyar;
Kendiliğimden yola girdim, deme zinhar;
İyi bilsen, tarikatın tehlikesi var;
Kılavuzsuz iş bu yola girmeyin dostlar.
Mürşidlere hizmet kılsan, nefse
âfet;
Değme cahil bu yollarda kılmaz tâkat;
Sâdık kullar bu yolları bilir rahat;
Diriyken ölmeden didar arzu kılmayı dostlar.
“El kezzâbu lâ ümmeti “ dedi
size;
O Muhammed Hak resûlü idi bize;
Yalancıya cennet yoktur, vallah anla;
Yalan diyip imansız gitmeyin dostlar.
Ev- barkını terk etmeden görmez
didar;
Didar göreyim diyen âşık olur bidar;
Öyle âşık âhir görür orada didar;
Didar görmeden sırdan haber duymayın dostlar.
Sırdan mâna duymayanlar
biganedir;
O âşıkın mekânları viranedir;
Aşk yolunda can verenler cananedir;
Candan geçmeden candan haber bilmeyin dostlar.
Kul Hâce Ahmed, kendinden
geçmeden dâva kılma;
Halk içinde âşıkım diyip, dile alma;
Âşıklığı ulu iştir, gâfil olma;
Gafil olup Hak didarını görmeyin dostlar.
24.
H İ
K M E T
Muhabbetin kadehinden içip raks
ederek
Divanelik makamına girdi dostlar.
Aç ve tokluk, kazanç, ziyan hiç bilmeyen
Sermest olup raks ve sema’kıldı dostlar.
Raks ve sema kılanlara dünya
haram;
Ehl ü iyal, evden barktan geçti
tamam;
Seher vakti Hakk’a sığınıp ağlar müdam;
Ondan sonra raks ve sema’kıldı dostlar.
Dünya tepmeden raks ve sema
kılan cahil;
Hak yâdını bir an demez, yürür gafil;
Dervişim der, dünyaya doğru gönlü mâyil;
Dünya için raks ve sema’kıldı dostlar.
Kendinden geçmeden raks ve sema
kılmak hata;
Sübhan rabb’im ona kılmaz iman atâ;
Tâat kılsa, gönülleri kılmaz safâ;
Riya kılıp raks ve sema’ kıldı dostlar.
Kendinden geçmeden raks eylese.
Aellah bîzar;
Sema’ından yer teprenip çeker âzar;
Dua kılayım, göstermesin ona didar;
Dinden geçip raks ve sema’kıldı dostlar.
Şibli âşık sema’kıldı, ışık
görüp;
Mustafa’yı hazır görüp, sual sorup;
Dünya, ukba terkederek gözünü yumup;
Öyle kullar raks ve sema’kıldı dostlar.
Şibli âşık ağlayıp dedi: Eyâ
Resûl,
Tâkatsizim, sema’kılsam , olurum melûl
Resûl dedi: İnşallah, kılar kabul.
Ruhsat dileyip raks ve sema’kıldı dostlar.
Kul Hâce Ahmed, raks ve sema’
kılmayanlar
Taklit ile sema kılsa, cehennemde yanar.
Bu rivayet gizli idi; söylesem, onlar
Hakk’ı bulup raks ve sema’kıldı dostlar.
25.
H İ
K M E T
Hikâyede bilin şöyle getirdiler:
Baba Mâçin, o sultanı gönderdiler;
Horosan’a dört yüz yaşı yaşadılar;
Hem yirmi dört ağaç her gün uçtu dostlar.
İşittiler Baba Mâçin o zamanda,
Ahmed adlı bir şeyh çıkmış Türkistan’da;
Sohbet kılmış kız ve erkek ile orada;
Men’etmeğe Türkistan’a geldi dostlar.
Geldi ise, gördüler o meşayıhı;
“ Sen şeyh misin, azdırıcı insanları?
“ Hem o azan şaşkınım ben, bil sen bunu. “
Diye Hazret ona cevap verdi dostlar.
Emr ettiler Hakîm Hâce
Süleyman’a,
Hem o Sûfî Muhammed’i Dânişmend’e,
Bağlayıp vurun beş yüz kamçı o nâdana.
Bir sütuna sıkı bağlayıp koydu dostlar.
Yüz kişi hem gelse, tutabilmez
idi;
İki kişi tutup onu hem bağladı;
Hem o zaman beş yüz kamçı sayıp vurdu;
Ne âh dedi, ne vah dedi, bilin dostlar.
Soyup onu bağlayarak koydu,
Beş yüzden bir kamçıyı fazla vurdu;
Bir kamçıdan çok ağlayıp feryad kıldı;
Ata Ahmed çözdürerek koydu dostlar.
29.
H İ
K M E T
Tecellinin makamıdır acep makam;
O makamda âşık kullar cevlan kılar.
Hangi gönle tecellisi ışık olsa,
Kendinden geçip, şaşkın olup efgan kılar.
O makamının yollarının rehzeni
var;
Kılavuzsuz yola girse, yoldan azar;
Vesvas salıp lânetli şeytan dinini bozar;
Kendi yoluna salıp onu hayran kılar.
O makamı bildirmeğe rehber
gerek;
Tarikatin ön safında safder gerek
İşbu yolu zabt eyleyen server gerek;
Öyle mürşit cennet mülkünü tayran kılar.
O makama eren âşık şarap içer;
Ev- barkını yağmaya verip candan geçer;
Şevk kanadını Hazret’e doğru tutup uçar;
Arş ve Kürsü, Levh ve kalem tayran
kılar.
Didar dileyip terk eylesen
mâsivayı;
Ölmeden önce vücudunu eyle fâni;
“Ve enhârun min aselin mesaffen”i;
Cennetini has kullarına ihsan kılar.
O makamın tevhid adlı ağacı var;
Gölgesinde âşık kullar Burak’a biner;
Her bir dalı bin günlük yolu hem tutar;
Her bisisi kendi kendine ünvan kılar.
O ağacın meyvesinden tadan
kullar,
Dünyasını âhirete satan kullar,
Kabir içinde huzur ile yatan kullar,
Seherlerde göz yaşını umman kılar.
Himmet kuşağını Kul Hâce
Ahmed,bele bağla;
Muhabbetin adı ile yürek dağla;
Yakanı tutup sabaha kadar durmadan ağla;
Belki sana rahm eder de canan kılar.
30.
H İ
K M E T
Muhabbetsiz kişilerden her kim
kaçsa,
Örflerin sohbetinde cevlan kılar.
Yanıp yıkılıp aşk yolunda yaşını saçsa,
Sübhan Rabb’im Arş üstünde mihman kılar.
Bendem diyeyananları sevipAllah
Hak gösterir didarını vallah,billah.
Nereye varsa,tesbihleri”Şey’en li’llah”
Her ne bulsa, Hak yolunda ihsan kılar.
Zâkir olup zikrini dese, gelir
nida;
Lânetli şeytan yetmiş fersah olur cüda;
Derdi olsa,Hak derdine verir deva;
Öyle kulu kendisi izleyip canan kılar.
Seher vakti Hak uyandırıp kan
ağlatır;
Bîdar kılıp kendi aşkına bel bağlatır
Devâsı yok derdi verip zâr inletir
Burada ağlayıp oraya varsa, handan kılar.
Hak’ka âşık olan kullar dâyim
bîdâr
Rıdvan değil maksadları olur dîdar
Çoluk-çocuk,evden barkdan olur bizar
İsmâil gibi azîz cânın kurbân kılur.
Canın kaynayıp, zakkum çiğneyip
âşık ol sen;
Yaşını döküp, gözünü sulayıp sâdık ol sen;
Ondan sonra dergâhına lâyık ol sen;
Canını versen, rahm eylese, canan kılar.
Şeyhim diye baş kaldıran Hakk’a
rakip;
Benlik kılıp Sübhan’ına olmaz habip;
Bîdar olup derdsizlere olmaz tabip;
Bu dünyayı mü’minlere zindan kılar.
Ey mü’minler, tâat kılıp
dayanmayın;
Emanettir, aziz cana inanmayın;
Haram mekruh yığılmış mala güvenmeyin;
Mallarını karış adlı yılan kılar.
Bu dünyaya bina koyan Karun
hani,
Dâva kılan Fir’avn ile Hâmân hani ,
Vâmık,Azra,Ferhad,Şîrîn,Mecnun hani;
Kahr eylese,bir lahzada yeksan kılar.
Hiç bildin mi kişi ölmeyip
kalanını,
Bu dünyanın vefasını bilenini,
Dünya isteyip Hak lutfuna alanını?
Allah desen,göz yaşını bârân kılar.
Dervişim diyip tâat kılar halk
içinde;
Riya kılıp koşup yürür orda burda;
Allah için tâat kılan Derviş nerde?
Gerçek derviş dağ ve çölü mekan kılar.
Âşık olsan,aşk yolunda fenâ ol
sen;
Didar izleyip huzurunda tamamlan sen;
Merhem olup gerçek dertliye deva ol sen;
Güzel huylunun canını alışta âsân kılar.
Âşıkları Hakk’a bakıp nâra
çeker;
Muhabbetin denizine dalıp batar;
Cevher alıp sevdiğine derdini söyler;
Katre yaşı yere damlasa, umman kılar.
Âşıklara verdi aşkını
yandınmak için;
Zeliha gibi boyunu iki kat kıldırmak için;
Riyâzette yüzünün rengini soldurmak için;
Gerçek âşıkın yüzünün rengini saman kılar.
Âşıkları Hak kahrından korkup
titrer;
Yer ve gökte melekler ağlayıp durur;
Bâzen kızıl, bâzen sarı olup yürür;
Nâle edip yer ve göğü lerzan kılar.
“Nerdesin?” diyip, “Nerdesin?” diyip âşık söyler;
Âşıklarda had ne ola, mâşuk söyler;
Ağzı demez, dili demez, gönlü söyler;
Üç yüz altmış damarları lerzan kılar.
Âşıkların kıyamet günü halini
sorar;
Gerçek âşıkın göğsünü yarıp dâğını görür;
Pâk ağzından köpüğü akıp koşup durur;
Kime verse pâk aşkını, hayran kılar.
Âşıkların istekleri câm-ı şarap;
Sevdiğine ermek için bağrı kebap;
Ruhlarının gıdasıdır çeng ve rebap;
Âhı çıksa,yedi iklimi viran kılar.
Kudret ile her ne kılsa,kadir
özü;
Kudretinden mâlum olur kış ve yazı;
Ey insafsız,Allah ile kılma bâzî;
Kahhar Rabb’in canlıları bî-can kalır.
Ağlamayı her insana veren hani;
Ağlamaklı kolay değil,bağır kanı;
Göz yaşını riya kılma,Hakk’ı tanı;
Hak Teâlâ sevdiğini giryan kılar.
31.
H
İ K M E T
Hikmet ile o yokluktan var
eyledi;
In sekiz bin cümle âlem hayran olur.
“Kâlû belâ” diyen kullar nasip aldı;
Sükut eden kulların dini viran oldu.
Hak Taâla iman atâ kıldı size;
O Mustafa Hak resûlu idi bize;
Selâm desen,kuvvet verir dinimize;
Değilse,kıldıklarım hep yalan olur.
Evvel “Elest birabbiküm?” dedi
Hüda;
“Kalû belâ” diyerek ruhlar kıldı sada;
Ağlayıp geldik eşiğine cümle geda;
Lutf eylesen,yüz bin âsi handan olur.
Tövbe kılsam,bağışlar mı kadir
İlâh;
Yoksa orda ne yaparım,ben yüzü siyah;
Yarın varsam,el ve ayak bütün güvah;
Hak önünde bütün işler âsan olur.
Ağlamayım mı, geçti ömrüm,eyâ
şahım;
Kaplayıp geldi karanlık,çık sen mahım;
Senden başka yok penahım,tekyegâhım;
Gece gündü |