YAYGIN EGITIMIN DÜNÜ, BUGÜNÜ, YARINI
Gıyasettin AYTAŞ
Metargem Bölüm Başkanı
Yaygın eğitim fikrı ve ihtiyacı Türk toplumunda çok eski tarihlerde sezilmiş ve uygulanmıştır. Bugünkü anlamda Yaygın Eğitim faaliyetlerinden farklı olmakla beraber, Yaygın Eğitim çalışmalarına, hemen her devirde rastlamak mümkündür. Bunların bir çoğu, dinî merasimlerde kendini göstermiş, etkili ve sürekli bir eylem olarak ortaya konmuştur. Bu hususta Türk destanları, Orhun Kitabeleri ve Dede Korkut Hikâyeleri birer canlı kaynak hüviyetindedir.
Şuurlu yaygın eğitim faaliyetlerini, daha ziyade Selçuklu ve Osmanlı Türklerinde görmek mümkündür. Çeşitli kurum ve vakıflar sayesinde, geniş kitlelerin eğitim faaliyeti gerçekleştiği gibi, toplumun sosyal düzenine katkıda da bulunmuş olunurdu.
Selçuklu ve Osmanlı Türkleri halk eğitimi ve Yaygın Eğitim faaliyetlerini yürütmekte, öncelikle medreselerden istifade etmişlerdir. Türk fütuhatları sırasında ele geçirilen topraklara kendi mührünü vuran cedlerimiz, buralara çeşitli eserler yapmışlardır. Bunlar arasında medreseler, kitaplıklar ve bakımevleriyle hastaneleri saymak mümkündür. Böylece, o bölgede bulunan halkın eğitim ve sosyal ihtiyaçları bütünüyle ele alınmış oluyordu. Aynı zamanda, devletin kendi iç bünyesi dışında oluşturulan Ahi teşkilâtları ile, gariplere yardım, zulüm görenleri koruma gibi hizmetler de görülmüş oluyordu. Ahilik müessesesi Selçuklular zamanında en yüksek seviyesine ulaşmış, Türklerin Anadolu'ya yerleşmeleriyle birlikte birer sosyal müessese olarak etkinlik göstermişlerdir. Bunlar, Ahi adını verdikleri başkanlarının yönetiminde, yabancılara, seyyahlara ve misafirlere "Zaviyelerde" ziyafetler veriyor, sosyal yardımlarda bulunuyorlardı. Bu kuruluşlarda sıkı bir disiplin ve sarsılmaz prensipler mevcuttu.
Loncalar ise, XIII. yüzyıldan beri, dinî, iktisadî ve eğitici bir nitelik taşıyordu. Bu teşkilâtlar, çözülmesinde zorluk çekilen birçok problemi, kendi bünyesinde çözüme kavuşturma başarısına sahipti. Çünkü, bu teşkilâtlar, bilhassa esnaf ve ticaret erbabını sıkı bir denetime tabi tutmaktaydı. İş ve ticaret ahlakını koruyor, usta işçi yetiştiriyor, işçiyi himaye ediyor ve onu iş sahibi haline getiriyordu. Üretimde standardı sağlamakla beraber, kalitenin de düşmemesi için çeşitli tedbirler alıyorlardı.
İstanbul'un Türkler tarafından fethedilmesinden sonra, Anadolu ve Rumeli'den buraya gelen ve iş bulmak isteyenleri eğitmek, işe hazırlamak maksadıyla Terbiye Ocakları'nın açıldığı görülür.
Bu ocaklar, günümüz yaygın eğitim hizmetlerine benzer faaliyetler yürütmüşlerdir. Bunların yanında, Selçuklu ve Osmanlılarda ORDU büyük bir yaygın eğitim hizmeti yürütmekteydi. Devşirme ocakları vasıtasıyla, Gayri Müslim çocuklar toplanarak Türk-İslâm geleneklerine göre yetiştiriliyor ve hizmete hazır hale getiriliyordu.
Osmanlı'nın duraklama ve gerileme senelerinde, yukarıda adı geçen kuruluşların gittikçe fonksiyonlarını kaybettikleri görülmektedir. Bu dejenerasyonların sonunda da, yaygın eğitim yapan kuruluşların asıl amaçlarından uzaklaştıkları görülür. Tanzimat ve Meşrutiyet devirlerinde, yeni bir takım düzenlemelere gidildiği gözlenirse de, bunların yeterli ölçüde etkili olduğu söylenemez.
Tanzimat Fermanı'nın ilânıyla birlikte, edebiyatımıza, dolayısıyla yazı hayatımıza bir takım yeniliklerin girdiği görülür. Bu türler arasında gazeteciliğin yaygın eğitim sahasında çok önemli roller üstlendiğini söyleyebiliriz. Bilhassa Yusuf Ziya Paşa, Gazi Ahmet Muhtar Paşa, Vidinli Tevfik Paşa gibi aydınların 1865 yılında kurdukları Cemiyeti Tedrisiye'yi Osmaniye (Islâm Oğretim Derneği) tarafından açılan "Çıraklık Mektebi" özel bir öneme sahiptir. Bu okulun amacı, okuma yazma bilmeyenlere, özellikle Kapalı Çarşı Esnafının çocukları ile benzeri çevre halkına, okuma yazma, hesap ve din bilgisi öğretmekti.
1911 yılında kurulan "Türk Ocakları" bünyesinde topladığı birçok kıymetli ilim ve fikir adamı vasıtasıyla, halkı eğitmek, onlara vatan ve millet sevgisini aşılamak için önemli faaliyetlerde bulunmuştur. Bu ocak vasıtasıyla, ilk defa yaygın eğitim hizmeti, İstanbul'un sınırlarını aşarak Anadolu'ya ulaşmıştır.
1913 tarihli Tedrisat-ı İptidaiye Kanunu Muvakkatı (Ilköğretim Kanunu)'nun yaygın eğitime yer verdiğini görürüz. Bu kanunla ilköğretim çağını aşanlara, genel bilgi, tarım, sanat ve ticaret dersleri verilmesi öngörülüyordu. 1924 yılında İstanbul Vilayeti Genel Meclisi kararı ile Özel İdare tarafından hayatını kazanmak zorunda kalan çocuklar için, çırak okulları açılmıştır. Bu okullar, II. Dünya Savaşı'ndan sonra, çeşitli sıkıntılarla karşı karşıya kalarak kapanmak durumunda kalmışlardır.
Cumhuriyetin ilânı ile birlikte, halkın içinde bulunduğu çeşitli problemleri aşmak için yaygın eğitime büyük önem verildiği görülür. Böylece, Cumhuriyet Hükümetinin ilk Millî Eğitim Bakanı İsmail Safa Bey, valilere gönderdiği bir genelge ile yaygın eğitim çalışmalarına başlanılmasını istemiştir.
Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde ilk halk eğitim birimi 1926'da "Halk Terbiyesi Şubesi" adıyla İlköğretim Genel Müdürlüğünde, Talim ve Terbiye Dairesi'ne bağlı olarak kurulmuştur. Bu şube çeşitli aşamalardan sonra, 1960 yılından itibaren Genel Müdürlük durumuna getirilmiştir.
1927 yılında halk derslikleri ve halk konferansları yönetmeliği çıkarılmış, bununla, vatandaşlara yurttaşlık, kültür ve eğitim ihtiyaçlarını giderici eğitim verilmesi hedeflenmiştir. 1928'den sonra yeni harflerin kabul edilmesiyle Atatürk'ün önderliğinde "Millet Mektepleri" açılmış, bu eğitim hareketinde öğretmenlerle birlikte birçok aydın da görev almıştır. Bununla milyonlarca vatandaşa okuma-yazma ile birlikte, bir takım temel bilgiler de verilmiştir.
1930'dan itibaren, okuma odaları açılarak, okuma alışkanlığı kazandırılmaya çalışılmış; okuma odalarının sayısı 1936'da 500'e kadar yükselmiştir. Daha sonra, 1932 yılında Halk Evleri kurulmuş; bu kuruluş kendi bünyesinde, halk dershaneleri, kurslar, kitaplık, yayım, köycülük, dil ve imlâ, tarih ve müze, sosyal yardım, spor, temsil, güzel sanatlar konularında faaliyet göstermişlerdir. 1940 tarih ve 3803 sayılı Köy Enstitüleri Kanunu ile köy eğitmen ve öğretmenlerine okuldaki görevlerinin yanında, halkı eğitmek ve yetiştirmek görevi de verilmiştir.
1939'da Sanat Okullarına bağlı olarak, köylerde, köy erkeklerine ve kadınlarına yönelik olarak çeşitli kurslar tertip edilmiştir. 1951'den itibaren ise, halk eğitimiyle alâkalı yeni bilgi ve teknolojiler geliştirmek maksadıyla, Amerika'dan hak eğitimi uzmanları getirtilmiştir.
27 Mayıs 1960'dan sonra başlatılan kültür ve eğitim seferberliği ile "HALK EĞİTİMİ GENEL MÜDURLÜĞU" kurulmuştur. Bir ara Köy İşleri Bakanlığına bağlanan Genel Müdürlük, 6 Ekim 1967 gün ve 6/8944 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yeniden Millî Eğitim Bakanlığına bağlanmıştır.
1972'de Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde yürütülen halk eğitimi hizmetlerinde gerekli koordinasyonu sağlamak üzere "Halk Eğitimi Genel Müdürlüğü" görevlendirilmiştir. 1977 yılında çıkarılan 1739 Sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu esasları çerçevesinde, Bakanlık içerisinde yürütülen yaygın eğitim hizmetlerini bir çatı altında toplamak maksadıyla, "YAYGIN EĞİTIM GENEL MIJDÜRLÜĞÜ" kurulmuştur. Bütün bu gelişmelerden sonra 13.12.1983 tarih ve 179 sayılı kanun hükmünde kararname ile Çıraklık Eğitimi Genel Müdürlüğü ile Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü birleşerek "ÇIRAKLIK VE YAYGIN EĞİTİM GENEL MÜDÜRLÜĞÜ" kurulur. Halen yaygın eğitim hizmetleri bu Genel Müdürlük bünyesinde yürütülmektedir.
Yaygın eğitim hizmetlerinin yürütülmesinde aşılması gereken dört önemli problem gelecekte bizi beklemektedir. Bunlardan birincisi, "Kavram Kapsam ve Eğilimlerdir". Bu husus XIII. Millî Eğitim Şûrası'nda bütün boyutlarıyla tartışılmıştır.
Yaygın eğitimle ilgili çeşitli kavramların birbirine karıştırıldığı görülmektedir. Esasta ele alınması ve üzerinde durulması gereken kavramların başlıcalarını şöyle sıralamak mümkündür:
YAYGIN EĞİTİM;
HALK EĞİTİMİ;
YETİŞKİN EĞİTİMİ;
OKUL DIŞI EĞİTİM;
HIZMETİÇİ EĞİTİM;
ÇIRAKLIK EĞİTIMİ;
İŞ BAŞINDA EĞİTİM.
Bu temel kavramların bilinmesinde, yorumlanmasında dikkat edilmesi gereken çok önemli noktalar mevcuttur. Fazla bir ayrıntıya girmeden, bu kavramları sadece sıralamayı uygun buluyor, yorum ve detayını daha sonraya bırakıyoruz.
Yaygın eğitimin içinde görülen çeşitli kavramların yanında, bu kavramların hitap ettiği kapsamları da iyi bilmek gerekir. Bu konuda dikkat edilmesi gereken çok önemli noktalar şunlardır:
Yaygın eğitimde hedef kitlenin belirlenmesi;
Programların hazırlanması ve sunulması;
Kurumlar arasında koordinasyonun ve iş birliğinin sağlanması;
Yaygın eğitimde yöntemlerin belirlenmesi.
Yaygın eğitimin geleceğe yönelik hizmetlerini belirlerken, geçmişte yapılan hataların tekrar edilmemesine özen göstermek gerektiği aşikârdır. Bu noktadan hareketle, yaygın eğitimde ortaya çıkan eğilimleri önceden iyi tespit etmek gerekmektedir. Öncelikle, örgün ve yaygın eğitimin ilgi sahalarının iyi belirlenmesi ve bundan sonra yaygın eğitim hizmetlerinin plânlamasına gidilmesi gerekmektedir.
Örgün ve yaygın eğitimin bütünleştirilmesi ile ilgili olarak şu önemli noktaların gözden ırak tutulmaması gerekir:
Hizmetlerin yayılma eğilimi;
Organizasyon;
Program türleri;
Eğitici personel.
Yaygın eğitimde, hizmetlerin, genel ihtiyaçlara göre genişlemesi gerekmektedir. Bu genişleme yapılırken, iyi bir organizasyon ve tutarlı program türleriyle, eğitici personel de gözden ırak tutulmamalıdır. Bu bütünlük sağlandığı takdirde, "yaygın eğitimde" istenen başarının elde edilmemesi mümkün değildir.
Eğitim kavramı etrafında bütünleşen yaygın eğitim, artık dünyada kendisine daha çok önem verilen, eğitimde daha çok yararlanılan bir eğitim şeklidir. Ülkemizde de aynı konuda görülen gelişmeler neticesinde, XIII. Milli Eğitim Şûrası, ana tema olarak "Yaygın Eğitim"i seçmiş ve bu konu üzerine değişik görüşlerin ortaya konması sağlanmıştır.
Milli Eğitim Vakfı Dergisi Yıl: 6 Sayı: 22 Nisan-Mayıs-Haziran 1991