SULTANAHMET MEYDANI
Kar getiren bulutlarla el ele,
Bir kuşluk vaktidir Sultanahmet'te
Açık kalmış bir şemsiye gökyüzü
Ana sevgisiyle emzirir hüznü.
Varla yok arası son fıskiye
Seslenir bir çeşmeden bin çeşmeye.
Dualarla iner kar taneleri
Usul usul öper dalları ve yeri,
Ne deniz var, ne dağ, ne gökyüzü artık.
Pencerelerdedir mavi aydınlık
Ki bütün kaygıları alıp gider,
Silinir alınlardaki çizgiler,
Üst üste kanat vuruşu martıların,
Görünür ufukta dün, bu gün ve yarın,
Üç ırmak bileşir acı gölde...
Anadolu'da bir yol, iki yanı iğde,
Keder sarısından çiçekleri.
Kar kuyusundan su içecekleri
Gözleyen bir çocuk, dua almak için.
Yazmasında kırmızı gül, ak güvercin
Oracıktan çıkıverir anam.
Gökte ay, bakır bir tepsi tastamam
Ellerimi yakacak sıcaklığı.
Sana bin şükrederim Erciyes Dağı,
Başından eksilmeyen karın var,
Kerem'in var, Aslı'n var, baharın var.
Hesaba oturduğunda, yıllar az!
Kuşatılır kuşatılır alınmaz
Bir masal kalesidir zamanlar.
Düşen kar bizi duyar, bizi anlar
Kubbelerin alnından öpe öpe;
Rüyadadır Ayasofya, Yeditepe.
Bilinmeyen bir kuvvetin çekip getirdiği
Hipiler farkında değil belki,
Bastığı toprağın, oturduğu taşın.
Minareler, uzun parmakları inanışın,
Yalın kılıç gibi çekilmiş göklere.
Tarih, hem uzak, hem yakın pencere!
Çağlara açılan uzun köprülerden
Bizim askerlerimiz gelip geçen
Bölük bölük, tabur tabur, alay alay...
İşte Malazgirt'ten yola çıkan/ay
Işığındaki Müslüman ordu
Ki Türk eden rüzgâr, Türk eden su
Baştan başa Anadolu toprağını.
Bir uçta Edirne, bir uçta Ağrı,
Diliyle, duygusuyla bizim olan
Dertli Yunus, âşık Karacaoğlan
Yolumuzda ağlar, evimizde güler.
Irmakların süt kardeşi türküler
Uzak-yakın dağlarımıza çarpan;
Bu sestedir Türkçe, bu sestedir vatan.
Birbirine karışıp zamanla kar
Açılır ardına kadar kapılar.
Yürür günle gece, yürür ruhla şekil,
Masal sanılır ama masal değil;
Ya Bursa'dan ya Konya'dan şu çini
Bir yanardağ gibi döker içini.
Çeşmeler yol gösterirken bu sese,
Kar tutmuş dallarda birkaç serçe
Dalar rüyasına uzak baharların.
Suyu kesilmeyen ırmak: Yarın,
Aklımızı karıştıran ikide bir
Sevda rüzgârları senin peşindedir,
Ne sınır tanırsın, ne yer, ne yurt!
İnsanın içinde kıpırdayan kurt
İlk elmanın çiçeğine gizlenen.
Yeditepe, kar mavisi yedi yelken,
Tarihin aydınlığıyla doluyor.
İlk ırmak kendi kendine yol buluyor
Yaylalardan açık denizlere doğru:
Türk boyları ateşle beslenen su;
Bir bakarsın bulut, bir bakarsın yağmur,
Ayağında toprak, başında gök yorulur.
Marmara'dan gelen nal sesleri var,
Yeniçağ'ın kapısını aralar!
Ne Rumateşi, ne Bizans zinciri,
Haliç'tedir Fatih'in gemileri...
Kar karanlığa dönerken tepelerde
Nice yiğitlerin vuruştuğu yerde,
Sevişmenin yalnızlığıyla esner
Çıplak ayaklı, uzun sakallı hipiler...
Mustafa Necati KARAER
<< Geri