ŞİİRİN KAPISINI AÇMAK

Gıyasettin AYTAŞ

Şiire yönelmek, şiiri anlamak, şiir üzerinde söz söylemek şiirde şairi, şairin iç dünyasını, onun bize ulaştırdıklarını bizim Şiirden aldık­larımızı ve anladıklarımızı ifade etmek, çoğu zaman insanı sıkıntıya sokar. Çünkü şiir güzel sanatlar içerisinde kendisine has mantığı olan bir sanat dalıdır. Bu sanat dalının kuralları ve değer yargıları, diğerler sanat dallarından çok farklıdır. Değerlendirmelerimizde ve tenkit-leri­mizde bu farklılıklardan sürekli olarak göz önünde bulundurmak zorundayız.

Oktay Yivli, ümit veren genç şairlerden. Şi­ire kolay olduğu için başlayan kimi şairlerden farklı bir okuyuş ve düşünüş içerisinde olduğu eserinde açıkça belli oluyor. Onun içindir ki şi­irlerini tasnif ederken estetik kaygının yanında Şiir kitabına yakışan armonik yapıya da dikkat etmiştir. Şiir kitabına seçilen isim bile (Gece ve Ölüm * ) Şiirde çağrışımların ne kadar önemli ol­duğunu ifade etmesi bakımından ayrı bir orijinallik sergiliyor.

Yivli, Şiir kitabına niçin böyle bir adı verdi­ğini ise, "Gece, kendi kuralları ve organizmaları olan bir canlıdır. Armoni ve büyüyle insanı yumuşak kollarına alır.” (s. 40) diyerek gecenin kendi şair dünyasındaki oluşumunu ifade ede­rek açıklıyor. Demek ki Şiir gecenin kendi kuralları içinde şekillenen bir armoni bütünlüğü olarak algılanmıştır. "Şiir, zamanla gecede bu­luşur." (s.41) diyen şair. bu düşüncemizi teyit etmektedir. Şairin bu düşüncelerinden hare­ketle şiirlerine yönelelim.

Oktay Yivli, şiirlerini iki bölümde ayırmış­tır. "Aşka Dair Sözler ve Geceye Dair Sözler.” A­ka Dair Sözler bölümünde toplam on tane Şiir bulunuyor. Bu şiirlerin tamamında "aşkın" kendisine göre tarifleri, his yoğunluğu ile açıklanmaya çalışılıyor. Şair "bilge"ye aşkın yanıl­mayan "gizli tarihini" yazmasını söylüyor. :aş­kın hayata bir başkaldırı olduğunu ifade ederken, aşkı anlatmakta güçlük çekiyor. Çün­kü aşkın her sayfası karıştırıldıkça yüreği "acıyla kanatıyor" Şairin şiirde imajları yakala­mada zorlanmadığını görüyoruz. Bu imajların kullanımında ise yeterli başarıya ulaşıldığını söylemek zor.

"anılar bir dilenci gibi

beynimin penceresinden

yoksul ellerini uzatıyor."(s.9)

mısralarında, anıların dilenci olarak algılan­ması ve bu dilencinin de yoksul ellerini beynin penceresinden ellerini uzatması ile ilgili orijinalliğini

"aşk/ karşılığı açlarla ödenmiş

uzun ve gizli bir tarihtir.

Ölümü ve hayatı heybesinde gezdiren." (s.10) mısralarında bulamıyoruz. İstiyoruz ki şair ay­nı başarıyı şiirlerine eşit miktarda yaysın. Ancak şiirde düşüş ve çıkışlar, romana ve hikaye­ye gösterilen toleranslarla karşılanamaz. Şiirin potansiyelini şairle birlikte değerlendirmek gi­bi bir yolu izlersek, Şiirin başarısını onun sos­yolojik ve psikolojik yapısıyla değerlendirmek gerekecektir. Eserin kendisine yöneldiğimiz za­man ise, eldeki şiiri, şiirin bütün özelliklerini. yansıtan kavram ve kurallarıyla ele almalıyız.

Oktay Yivli'nin Şiirlerini biz şairlerin kendi potansiyeli içinde değerlendirmenin daha doğru bir yol olacağını düşünüyoruz. Çünkü o, şiir­lerini, kendini aşmak iddiasıyla kaleme almadığı gibi, kendi gerçeğini yansıtma ve kendi şiir gerçeğini okuyucusuyla paylaşmak arzusun­da olduğunu söylüyor. "Şiirin limanı gece midir ne!" diyen şair, kendi Şiirinin modern şiir at­mosferi içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini ifade ederek, "Modern şiirler ciddî ciddî geçmi­şi sorguluyorlar ve eski şiiri gelenekçilik nokta­sına düşmeden kullanıyorlar." (s.46) diyor. Bu­radan da anlıyoruz ki şair, modern şiiri rahat söylemenin bir aracı, çağını ve geçmiş sorgula­yan bir söylem farzı olduğunu söylemek istiyor. Bu konunun bu kadar iddialı bir şekilde ifade etmenin ne kadar doğru olduğunu anlamakta zorluk çekiyorum.

İnsanın en önemli özelliği "ben"iyle olan mü­nasebetleridir. Her insan kendi "ben"ini kimi zaman ön plâna çıkarır, kimi zaman da, "ben"ini hesaba çeker. Bu hesaplaşmada, bazen mutasavvıf bir tavır alır. Sürekli "ben"ini aşağı­lar Kimi zaman da, sadece irdeler. Şair de "ben­ler'"ini sorguluyor.

"ben bu değilim

bir de beni akşam gör

sabah gör, yarın gör

bu maskem en kötüsü

kokmuş insan ölüsü (s.21)

"Ben"inden kurtulan insan iç huzurunu bul­muş görünürken bazıları da bundan kurtulmanın çaresi olarak kaçmak ve gizlenmeyi yeğ­liyor. İnsan ölünce en kesin bir şekilde kurtulur bütün sıkıntılardan, ıstıraplardan. Şairin ölü­mü anlayışı ise, daha farklıdır. Kimi zaman ölümü, "âsude bir bahar ülkesi", kimi zaman da, "kapısız penceresi. olmayan, gündüzleri gece olmuş bir mekân"da geçirilen günler, saatler olarak telakki edilmiştir. Yivli ölümünden de­ğil, nasıl ölüneceğinden korkmaktadır.

"nasıl ölüneceğini

bilmemek korkutur insanları en çok

ve bulmak için orijinali durmadan taktik

ediledurur ölüm her gece" (s.24)

"Ölüm Allah'ın emri

Ayrılık olmasaydı." diyen halk ozanı, ayrılı­ğın dayanılmaz hatta ölümden bile acı olduğu­nu belirtmek istemiştir. Zaten Yivli de "yalnızlık yüreğimin kırılan aynasıdır" başlıklı şiirinde buna dikkat çekmektedir. Bu şiirde çağrışımlar biraz fazla zorlanmış gibi geliyor Aslında

"ayak izlerim

sürükleyecek benimle birlikte

O bitimsiz acıyı" (s.28) mısraları acının bi­ timsizliğini imgelenmekle birlikte, süreklenme yüklemine yüklenen nesne olmaktan çıkıp. kavram hüviyetine bürünmektedir. Oysa "bir küfe gibi" sırtta taşınan nesne, söylemin inceli­ğine gizlenmekten ziyade, sadece şiir estetiği içinde süs gibi durmuştur.

Biz şairlerde. Şiirin estetiğini, güzelliğini ve bütün unsurlarını aramakla mükellefiz. Şair ise, okuyucusunu dikkate alarak şiir yazmak gibi bir sorumluluğun altına girmiştir. Şiirde kendine görelik, diğer edebî türlerden biraz da­ha fazladır. Onun için şairlerimiz, bu kendine göreliği geniş bir şekilde kullanıyorlar. Oktay Yivli'nin Şiirlerinde bir iç serbestliğin yanında, söyleyiş kolaylığı da görülmektedir. Kendi­ne göreliği aza indiren, muhataplarıyla bir şey­ler paylaşma kaygısında olan şair, zaman şi­irinde derunî âhengin doruklarına doğru tır­manışa geçer.

"Uçan zaman olup giderdin

dere boyundan bırakıp beni

zakkumlar gibi kanardı yüreğim

değip geçtiğin çakıl taşlarını

koklar öperdim

senden bir iz kalmış sanısıyla" (s.32)

Şiir estetiği, şiir sanatı, şiir tenkidi konu­sunda yüzlerce eser kaleme alınmış, bu yazılanın büyük bir kısmı da, kendilerine göre geliştirilmiş metodun, Şiir sanatına tatbiki mahiye­tinde olmuştur. Şurası unutamamalıdır ki, her ­sanat eserinin okuyucusuna söylediği, söyle­mek istediği farklı mesajı vardır. Bizim ama­cımız, bu farklılıkları görmek ve okuyucuya ak­tarmaktır. Modern kalıpları ve formları kullan­ma iddiasında olan şair, aslında kendi içinde aradığı dünyayı, şiirinde örmüştür.

Her ne kadar imlâ kuralları çerçevesine uy­masa bile, Oktay Yivli'nin şiirleri, his, hâyal unsurları açısından oldukça yoğun ve seviyeli şiirlerden meydana gelmiştir. Son olarak şairin ­şu mısraları ile yazımızı bitirmek istiyoruz.

"ve aşkı üstümüzden.

eksik etme şiir

aşk olmadan meşk olmaz

onunla çoğalırız bir ancak

ve en gerçek yanıdır

Bir rüyanın aşk" (s.47)

Bilgi Çağında Eğitim, Yıl: 3, Sayı: 7, Nisan-Mayıs 1996


* Yivli, Oktay: Gece ve Ölüm, Ankara 1995.

<< Geri