CEBECİ İSTASYONU VE ... SEN

Cebeci İstasyonu'nda bir akşam üstü

Kimse bilmiyordu bizi.

İncecikten bir yağmur yağıyordu yollara

Yeni baştan yaşıyorduk kaderimizi.

Sıcak bir kara sevda yüreğimizin başında

Bağdaş kurup oturmuştu, acımsı, buruk.

Mühürlenmişti ağzımız bir sessizlik içinde

Sessizliği üstümüzden atamıyorduk.

Bir saçak altında kararsız, yorgun

Saatlerce duruyorduk.

Kimse görmüyordu bizi.

Cebeci İstasyonu'nda bir akşam üstü

Yeni baştan yaşıyorduk kaderimizi.

Cebeci İstasyonu'nda bir akşam üstü

Bir başka türlüydü bütün insanlar,

Sen bir başka türlüydün.

Gözlerin yine öyle bilinmez bir renkteydi.

Gözlerin gözlerimde erimekteydi.

Bir mermer heykel gibi yanımda duruyordun

Beni bırakma diyordun.

Meyhane sarhoşları gibi sırılsıklam

Bir yalnızlık duyuyorduk

Ağlıyordun... Ağlıyordun.

Cebeci İstasyonunda bir tren,

Nefes nefese soluyordu.

Gerilmiş bir keman teli gibiydik.

Ankara Kalesi'nde bir eski çalar saat

Bilmem kaçı vuruyordu.

Bir yağmur yağıyordu inceden ince.

İçimizdeki binbir düşünce

Harmanlar misali savruluyordu.

Islanmış bir ceylan yavrusu gibi,

Tiril tiril titriyordun

Gitsek diyordun.

Yüreğimin ortasından deli gönlümce,

Sırılsıklam, param parça, permeperişan,

Türküler söylüyordum

Ağlıyordun... Ağlıyordun...

Şimdi seni düşünüyorum Cebeci yollarında

Rüzgârlar esiyor serin.

Paramparça düşmüş gönül ufkuma

İki yıldız gibi gözlerin.

Gel ey ciğerime saplanmış hançer!

Gel ey yüreğime oturmuş kurşun.

Göçmen kuşlar gibi çook uzaklardan,

Gel artık ne olursun...

Yavuz Bülent BAKİLER

<< Geri