BİLİR MİSİN?
Bilir misin,
On beş yaşında üniforma giyen
Küçüğün kırık mutluluğunu?
Esas duruşta "Emret komutanım!" diyen
Küçük dudaklardaki buruk tebessümü bilir misin?
Bilir misin
Minik yüreklerdeki kocaman yalnızlığı?
O minicik yüreğin şefkate olan kocaman özlemini.
Ziya Osman'ın dizesindeki
Mektep karyolasında ağlayan çocuk gibi
Ordu malı karyolalarda geçen sekiz yılın
Yüreklerde bıraktığı kasvetli, belirsiz hüznü bilir misin?
Soğuk kış gecelerinde
İnsanı sımsıcak saran nevresimin
Duyguları, özlemleri örtmediğini bilir misin?
Ve o soğuk kış gecelerinde
Derin bir iç çekişle
Eve duyulan özlemi.
Öpülemeyen ananın, sarılamayan kardeşin,
Sevgisiyle güven veren babanın
Seni hasretle bekleyen sevgilinin özlemini bilir misin?
Hele o BURSA'nın sisli gecelerinde
Evde gürül gürül yanan sobanın
Yaşla dolan gözlerde simgeleştiğini bilir misin?
Bilir misin?...
Arkadaşların, dostların içinde
Bir sevgili özlemiyle yalnız olmayı.
Köşe bucakta çareyi sigarada bulmayı bilir misin?
Yaşıtları yaz tatilinde top oynarken
Haziran sıcağında eğitim yapmayı,
Onlar kalem tutarken
Elde tüfek koşmayı bilir misin?
Sıfır altı on beş derecede
Karda sırılsıklam ayaklarla
Eğitim yapmanın
Dışarıda hayatın felç olduğu,
Gölgede kırk beş derecede
Cehennem sıcaklarında
Ter içinde 5000 metre koşmanın
Sırt çantalı ve tam teçhizatlı
Doksan rakımlı tepeye çıkmanın,
Herkes sevgilisi ile beraberken
Sen Menteş Çölü'nde yalnız kalmayı bilir misin?
Ve seninle,
Aynı yer yüzünde, aynı saatleri
Ayrı yaşamanın ne olduğunu.
Ve senden uzak olmanın
Senden uzak
Sensiz akıp giden zamanın
Ve sana ulaşabilmenin çaresiz çırpınışlarını bilir misin?
Bilir misin?... Bilir misin?...
Bilemezsin canım, bilemezsin
Bu çakı gibi teğmenin
Şapkamdaki sırmalı yıldızın
Ve... Şu
Omuzlardaki parlak yıldızın
Bana nelere mal olduğunu
Bilemezsin...
Bilemezsin bir tanem...
Çocuklarım, yavrucaklarım
Ülkemin tüyü bitmedik evlâtları
Her şey sizler için
Her şey sizin için vatanım
Akan kanlar, yiten canlar, ayrılıklar...
Ve çekilen ıztıraplar,
Her şey sizler için.
Yavrularım,
Çocuklarınız sığınaklara koşmayacak sizler gibi,
Çığlık çığlığa öten sirenlerle
Bombaların senfonisini dinlemeyecek titreyerek.
Ve bilmeyecek
Makineli tüfek seslerinin nasıl çınladığını
Issız sokaklarda
Yığılan insanların
İç sancısını da görmeyecek
Yüzlerinde son bir ifade. "Anam!"
Kitaplarda okuduğuyla kalacak savaşlar,
Barut, kan kokusuna nasıl alışır insanoğlu?
Bilmeyecek hiçbir zaman.
Şu çorak topraklar meyvalarla,
Yıkık kentler gökdelenlerle yeşerecek.
Ne güzel,
Ülkem tarihtekinden çok ileri gidecek.
Büyük ülkem, yıkık ülkem, acılı ülkem,
Benim hırs dolu ülkem,
Göklere yükselecek.
Ben görmesem de,
Sizlerin yavruları
Fişek kovanı değil,
Çiçek toplayacak.
Şarapnel parçalarıyla değil,
Misketlerle oynayacak.
Boyu kadar bomba da görmeyece
Orada burada, oyun alanlarında.
Karartmasız, aydınlık gecelerde
Gönlünce dolaşacak.
Sokağa çıkma yasağının unutulduğu günlerde
Güzel şeyler öğrenecek yaşama dair.
Sığınaklar yerine parklara koşacak,
Ve cephe yerine okullara...
Göğün gerçek maviliğini, şafağın kızıllığını
Güneşin sıcaklığını tadacak benliğinde
Bir ihtimal geçmişi düşünmeden
Çökmüş gözlerle, bezilmiş hayatlar yerine
Işıldayan gözlerle parlak ufuklara bakacak
Her zaman bir umut yüreğinde
Ne güzel.
<< Geri