Sabır ve Gül
Gıyasettin Aytaş
Şiir, malzemesi dile dayanan sanat eserleri içerisinde zor yazılan,zor anlaşılan ve üzerinde kesin bir hükme zor varılan bir edebi türdür. Bu yüzden, bir şair için şiir yazmak ne kadar çetin bir doğum sancısı ise, okuyucu ve tenkitçi için de aynı derecede karmaşık bir yapı arzeder.
Şairin şiir dünyasını anlamak için, onun yetiştiği sosyal çevre ile birlikte, kültürel atmosferini de bilmek gerekir. Böylece, şairin şiir dünyasına inmek daha kolaylaşır.
İhsan Sezal, öğrencilik yıllarından başlayarak, çeşitli dergilerde şiir ve yazılarını yayınlamaya başlamıştır. 1967-1977 yılları arasında "Fikir ve Sanatta Hareket" isimli derginin yazı kadrosunda yer almıştır. Şiirlerinin büyük bir bölümünü bu dergide yayınlayan Sezal, ilk olarak "Alaca Dünya" (1969), daha sonra da "Sabır ve Gül" (1 988) isimli ikinci şiir kitabını yayınladı.
"Sabır ve Gül", üç ana bölümden meydana gelmiştir. Birinci bölüm "Ümit ve Sabır", ikinci bölüm "İngiltere günlüğü" ve üçüncü bölüm de "Bir Tatlı Huzur" şeklinde adlandırılmıştır. His ve hayal unsurlarının yoğun olduğu birinci bölümde, şairin geçmişle gelecek arasındaki çizgiyi yakalamaya çalıştığı görülür.
Ümidin insan için ne kadar önemli bir duygu olduğunu ve bütün olumsuzluklara ancak ümitle karşı durabileceğimizi Sezal'ın şu şiirinde görmek mümkündür:
"Ümidin ak seline
Akar gibidir yaşım
Dünya dert dönencesi
Ona yastıktır başım" (s.l1 )
Dert ve ıstırap yüklü bu dünyanın çilesine akıtılan göz yaşları ümidin ak seline kapılıp gitmektedir.
Ihsan Sezal, şiir kitabına verdiği isimle, önemli bir orijinalliği yakalamıştır. Çünkü, bülbülün gül için sabrı ne ise, şairin şiir için gösterdiği sabır da odur.
Gülün edebiyatımızda ve bilhassa şiirimizde önemli bir yeri vardır. "Gülün açılması apayrı bir olaydır. O, seher vaktinde sabâ yelinin parmaklarıyla açılır. Onun açılması bir neşve ve sevinç belirtisidir. Çünkü gül açılınca bahar gelir, eğlence başlar. Gülün bu kadar çekici ve güzel olmasının yanında, çok çabuk solma özelliği de vardır. Yani geçicidir. Tıpkı âşığın ömrü gibi çabucak soluverir. (1 ) İşte sabrın sonunda elde edilecek gül de çabuk solsa bile, sürekli peşinden koşulan bir ümit gibidir. Sezal, "Bekleyiş" isimli şiirinde, gönlüne şöyle seslenir:
"Uzak sesleri sevginin
Kokmaz oldu koklanan gül
Ne büyük kapısı ümidin
Bekle gönül... bekle gönül" (s..l4)
Her insanın kendine göre bir dünyası vardır. O halde dünya tek değil, üzerinde yaşayan insan sayısı kadardır. Sezal ise, "Helezon" isimli şiirinde kendi dünyasını şöyle ifadelendirir:
"2. Hafifce aralık sınır boyları
Ülkeden ülkeye at koşturan var
Tüfek namlusundan sevgi saçan var
Vurulup sevgiyle doğan insanlar
Ölümüne susamış yaşlılar değil
Yüzyıllık düşmanlar bu düşman değil
Bu bildiğim dünya o Dünya değil" (s.. 17)
Sanatçı, mensup olduğu toplumun bütün meselelerini hisseden, onların halledilmesi için çareler arayan ve çareler sunan; bütün bunları gene sanat yoluyla topluma aksettiren kimsedir. Milleti millet yapan bir takım unsarlar vardır. Bunlara sahip çıkıldığı müddetçe, millet olma vasfından kayıplar azalmış olur. Bazı hâllerde, bilerek ya da bilmeyerek bu unsurların bir kısmını unuttuğumuz oluyor. Böylece değer kayıplarının arttığı görülür. Sezal "Kayıp" adlı şiirinde,
"Bir eksiği var.. havanın suyun
Bir eksiği var insanların insanın
Birşeyler kayıp" (s.. 21 ) diyerek
bu hususa dikkat çeker.
Şiir duyguların altın anahtarıdır. Şair onu kullanarak, açılması zor kapıları zorlar. Bu zorlama. içerisinde açtığı kapıların ardındaki esrarı gözler önüne serer. Bazı durumlarda da, o kapıyı açma gereğini bile duymadan, oradan bizi haberdar eimeye çalışır.
Şairin his ve hayallerinin yanında, fikir unsurlarının da şiirinde yansıdığını görürüz. Sezal, "Durum" isimli şiirinde, "hep birden yeter denmezse" memleketin sonunun bir çöküş olacağını söyler:
"Olmaz derken oldu olan
Bu karanlıic gidiştir bu
Yeter denmezse hep birden
Sonu belli çöküştür bu" (s.. 25)
İhsan Sezal, şiirlerinin büyük bir bölümünde, anlaşılma endişesinden uzak, gönlünden çağıldayan duyguları dile getirmiştir. His ve hayal bakımından şiirlerinin yoğun olduğu gözlenir. Belli bir şekle ve kalıba bağlı kalmamakla beraber, yer yer kafiyeye sadakatin olduğu görülür.
İnsan ömründe günler, haftalar, aylar, mevsimler ve yılların ayrı ayrı önemi vardır. Zamana karşı bir yarış İialinde olan insanoğlu, bazan bu yarışta yenik düşer, bazan da bir başka yarışa diye ümitle bekler. İhsan Sezal da "Mart Sonu" isimli şiirinde duygu larını şöyle dile getirir:
"Bu Mart sonudur...
Bahar yakınlığı
Resimler yakınlığı,
Dünya yakınlığı
Yağmurları yağmasın kederin
Zira mevsimleri var mevsimlerin." (s.. 31 )
Sabır ve Gül'deki şiirlerde hâkim tema hüzündür. Hüzün; bazan tabiatın değişen şekillerinde asılı kalır, bazen da geçmişi, geçmişin güzel günlerini hatırlama şeklinde ortaya çıkar. Şairin iç dünyasına dahil olan tabiat onun iç dünyasının sihriyle birleşir.
"Ne bilirdim çocuk ne bilirdim ben
Güzeli üşüten bir yel var imiş
Derlerdi de güler geçerdim öyle
Meğer güz günleri vakit dar imiş." (s.. 35)
Bülbülün çilesi gül içindir. O, günlerce, aylarca, belki yıllarca gül için feryâd eder. Gülün açtığını gördüğü zaman da susmak zorunda kalır. Bülbülün sabrı gül goncası içinse, şairin sabrı da, şıırınaeıcı oır ıceııme, oır mısra, bir ses veya bir imajı yakalamak içindir. Bu unsurlardan birini yakalayan şair, tıpkı gül goncasını görmüş bülbül gibi susar. Artık onun yerine mısralar konuşmaya başlar. Bu durum her şair ve her şiir için genellenemez.
İhsan Sezal, "Soru" adlı şiirinde de,
"Açılmayı bekler elde
Yedi sabrın yedi gülü
Nar nar olup güldüğünü
Yarınların sezer misin" (~h. 41)
diyerek, sabrın sonunda nelerin elde ed;!pbileceğini ifadelendirir.
Sezal, kitabının ikinci bölümüne "İngiltere Günlüğü" adını vermiş. Bu bölümde bulunan üç şiirde tabiatın tezahürlerini görmek mümkündür.
"Yağmur yağmur yağmur seli
Morluklar yukarısı: Gök diye
Dolunay ışığını giymemişse
Çekilen bu ülkenin perdesidir." (s.. 53)
Kitabın üçüncü bölümünde de hakim tema hüzündür. Aftı şiirin yer aldığı bu bölümde, geçmiş günlere dönmenin hasreti çeşitli şekillerde ifade edilir. "Terennüm" adlı şiirinde "beybaba"sına şöyle seslenir:
"Unutmak imkansız sizi zamanla
Hatıralar büyür büyür de gelir
Bazan bir kelime, bazan bir şarkı
Yüklenir geçmişi koşar da gelir " (s.. 67)
İhsan Sezal, his ve hayal unsurlarını kullanmada gösterdiği ustalığı, fikir unsurlarını kullanmada gösterememiştir. Bu durum bir eksiklik olmamakla beıaber, bir şairin bu unsurlara eğilmesi beklenir.
Sezal'ın diğer bir hususiyeti de, renklere karşı gösterdiği hassasiyettir. Tespit ettiğimiz bazı renkleri şöyle sıralamak mümkündür:
Ak, lacivert, pembe, mor ve mavi. Bunlar içerisinde en çok kullanılan renk ise mavidir.
Sessiz harflerin tekrarıyla iç ahengi yakalamasını bilen şair, bunun yanında -bir kaç şiiri hariç- şekle pek önem vermemiştir. Açık ve anlaşılır kelimelerin yerine, şaire has bir üslupla, daha ziyade sembolik kelimeleri kullanmayı yeğlemiştir.
"Sabır ve Gül" şiirde bir arayışın mahsulüdür. Sosyolog olan Sezal'ın şiirlerinde, sosyal toplumun iç bunalımlarını ve çekişmelerini görür gibiyiz. Bu arayışın altında yatan bir diğer gerçek ise, kendine bir liman bulma ve orada "Sabır"la "Gül"ün açmasını beklemek, yani gerçek şiire ulaşmaktır.
(") Sezal İHSAN, SABIR VE GÜL, Yazı Yayıncılık, İstanbul 1988.
(1) Pala, ISKENDER, Divân Şiiri Sözlüğü, Kültür Bakanlığı Yayrnları, c. 1, Ankara 1989.
Türk Edebiyatı S. 224 Haziran 1992