ETKİLİ DİNLEME
Mu. Atğm. Gıyasettin AYTAŞ
Günümüzde, bir düşünceyi, olayı, durumu ya da herhangi bir konuyu yeterince kavramak için değişik metotlar kullanılmaktadır. Kimi araştırmacılar, insanın genelde, üç temel basamakta olaylar ya da durumlar karşısında fikir yürüttüklerini ileri sürmektedirler. Bunlar; gözleme anlama, dinleme anlama ve okuma anlama şeklinde sıralamaktadır.
Üç ana unsurdan meydana gelen dil becerilerinden biri olan dinleme, kişinin sesleri bilinçli olarak, bilerek ve isteyerek algılamasıdır. Bu özellikleriyle dinleme, işitmeden ayrılır. Dinlemede de, işitmede de kulak araçtır. Sadece algıladığı sesi beyine iletilir. Beyine iletilen sesler bazen sadece işitilmekle kalırken, bazen de dinlen.ir. Bu yüzden işitmede bir standarttan söz edilmek mümkünken, dinleme için aynı şeyi söyleyemeyiz. Çünkü dinlemenin işitmeden çok farklı bir işlevi vardır. Dinleme beyindeki dinleme merkezinin eğitimi ile ilgilidir. Bu da kişiden kişiye farklılık gösterir.
İnsan işittikleri seslere karşı farklı tavır ve tepki gösterirler. Çünkü, işitme merkezine gelen sesler, buradan hafızaya yollanır. Hafıza bu sesleri ayrıştırır ve insanlar da bu ayrıştıramaya göre tepki verirler. Örneğin, hafızanıza bir otomobil gürültüsü sıradan bir ses olarak kaydedilmiş olabilir. Herhangi bir konuyu dinlerken duyduğunuz otomobil gürültüsü bizi fazla. ilgilendirmez. Fakat bu gürültünün dışında, hafızamıza kaydedilmemiş bir gürültü, örneğin bir bomba sesi duyduğumuzda dikkat kesilir, sebebini öğrenmeye çalışırız. Buradan da anlaşılıyor ki, dinlemede etkili olabilmek için hafızanın sürekli zinde ve ayrıştırmayı çok çabuk yapabilecek bir şekilde eğitilmiş olması gerekiyor.
Sesler insanlar arasında özel veya genel çağrışımlar yapar. Bu çağrışımlar, insanların hatıraları, sayısal bağlantıları, bilgi birikimleri, ilgi ve istekleriyle doğru orantılıdır. Bir konuyu etkili dinlemek için, o konu ile ilgili çağrışımlar dünyamızın oldukça yeterli olması gerekmektedir. Yine aynı şekilde, anlattığımız bir konunun istenilen sonuca ulaşması için dinleyici kitlesinin çağrışımı dünyasının önceden çok iyi hesaplanması gerektirir. Bu durumu bir örnekle somutlaştıracak olursak, sözgelimi askeri terminoloji ile ilgili yeterli çağrışım dünyasına sahip olmayan birine anlatılacak konunun, istenilen etkiyi gerçekleştirmediği görülecektir. Eğer biz, askeri terminolojiyi muhataplarımızın varolduğunu düşündüğünüz çağrışmalar dünyasıyla özleştirerek anlatırsak daha kesin sonuca ulaşmış oluruz.
Dinlemenin insan hayâtındaki yerini daha belirginleştirmek için konuyu biraz daha açalım. Haberleşme ve insanlarla sayısal iletişim kurmada harcadığımız zamanın yüzde 45'ten fazlasını başkalarının söylediklerini anlamak için kullanırız. Örneğin yalnız çalışırken sıkılmamız dinlemeye ayırdığımız zamanın çok olmasıyla izah edilebilir. Başkalarını dinlemek, kendimizi daha iyi anlamamızı, başkalarının bizden ne beklediğimizi öğrenmemizi, hayatı ve dünyayı iyi tanımamızı, duygu ve düşünce dünyamızı zenginleştirmemizi sağlar. (Sosyal ve siyasi kuruluşlar, çeşitli aracılar kullanarak kendilerini dinletir ve böylece toplumla ilişkilerini en üst düzeyde tutmaya çalışırlar. Bu yüzden dinleme eğitimi, söylenenleri tekrar ettirmeye yönelik soruları önlemek ve muhatapların iyi bir dinleyici olmalarını sağlamak amacıyla yapılır.)
İyi bir dinleyici olmak için, güçlü bir hafızaya ihtiyaç vardır. Güçlü hafıza ise dikkatli bir eğitim sonucunda elde edilir. Hafıza, edinilen bilginin, tecrübenin istenildiği anda kullanılmak üzere depolandığı zihni bir kurumdur. Hafızanın gücü, edinilen bilgilerini belli bir sistemle ve önem derecesine göre alınıp saklanması, gerektiği zaman kullanılmasıyla kendini gösterir. Araştırmacıların öne sürdüğü görüşlere göre insanoğlu hafızasının ancak yüzde 10'unu kullanılabilmektedir. Bu yüzdeyi abartılı sananlarımız için, en az yarısı diyerek kesinleştirmiş olalım. Demek ki hafızamızın gücünün yüzde 90'lık bir kısmı israf olmakta. Onun için hafızamızı güçlendirmek, dolayısıyla etkili dinlemeyi gerçekleştirmek. için şunların yapılmasına ihtiyaç vardır.
1- Hangi. şartta olursa olsun, kişi yaptığı işe özel. önem vermeli, işiyle ilgili en ufak bir ayrıntıyı hile gözden kaçırmaması gerekmektedir. Sözgelimi, ilk defa. tanıştığımız bir kişinin ad.ını aradan ç.ok kısa bir zaman geçmesine rağmen unuttuğumuz çok olmuştur. Veya bize verilen her hangi. bir bilgiyi, biraz sonra tekrar edemediğimiz görülmüştür. Bu basit durumun sebebi de basittir. Dikkatsizlik, bir başlıca deyişle gereken önemin verilmemesidir. Eğer kendimizi hiç acele etmeden ilgilendiğimiz konuya karşı daha dikkatli olmaya programlayabilirsek dinlediğimiz bir konuyu kolay kolay unutmadığımız görülecektir. Bu işte izlenecek yöntem ise, duyduğumuz bir konu ile daha önce edindiğimiz bilgilerin özdeşleştirilmesini gerçekleştirmek, mümkün olduğunca bu durumu çok sistematik bir şekilde yapmaya gayret etmeliyiz. Onun için duyduğumuz bir mesajı gördüğümüz bir başka varlıkla birleştirerek hafızamıza kaydedersek unutma ihtimalini en aza indirmiş oluruz.
2- Hafızayı güçlendirmenin bir başka yolu da., sürekli tekrar yöntemidir. Hafızamıza kaydettiğimiz bir bilginin ilk sekiz saatte unutulduğuna çoğu kere şahit olmuşsunuzdur. Onun için bu unutma süresini uzatmak mümkünse hiç unutulmamasını sağlamak için. dinilen bilginin kısa aralıklarla tekrar edilmesi daha önce ediniliş bilgilerle I~karşılaştırarak kulnılması gerekmektedir. Tekrarda ortaya çıkan olumsuz bir durum bilginin sık sık tekrar edilmesidir. Halbuki, asıl olan bilginin hafızada sürekli kalmasını sağlamak olduğuna göre, tekrarın belli aralıklarla ve gerektikçe yapılmasıdır.
3. Hafızanın güçlendirilmesinde çağrışım metodunun da önemli bir yeri bulunmaktadır. Bilindiği gibi hafıza bütün parçaları bir biriyle uyumlu olduğu zaman verimli çalışan bir mekanizmadır. Bu mekanizmaya bir bilgiyi hatırlaması sorulduğunda, önce biraz durur, daha sonra varolan birikiminden hareketle cevap verir. İşte bu cevaplama süresinin uzunluğu ya da kısalığı hafıza da bulunan çağrışımların zenginliği ile doğru orantılıdır. Hafızada sistemli bir çağrışım zenginliği oluşturabilmek için depolanan bilgilerin belli kurallar içinde sınıflandırılması gerekmektedir. Çağrışımlar ise iyi bir gözlem kabiliyeti ile zenginleşir.
Dinleme eğitiminin amacına ulaşabilmesi için bazı temel unsurların göz önünde bulundurulması gerekmektedir.
1. Pasif Dinleme: Seslerin bilinçli olarak, a.ma verilmek istenen mesajın ne olduğunu anlamaya çalışmadan algılanılmasıdır. Mesela, ders çalışırken müzik dinlemek veya çok gürültülü bir ortamda sadece bir konuya dikkat edilmesi gibi.
2: Seçerek Dinleme: Bu metotta dinlediğin şeyde neyi aradığını göz önünde bulundurarak dinleme yapılabilir. Kimileri çok uzun bir konuşmada ilginç sayılabilecek bir veya birkaç konuyu öğrenmek isteyebilir. Bu durumda sadece o bahislerin geçtiği bölümler seçilir ve o bölümler dikkatle dinlenir.
3. Katılımlı Dinleme: Konuşmacıyı onu dinlediğinizi, onun söylediklerine değer verdiğinizi gösteren bir dinleme şeklidir. Bu tepkiyi kimi zaman sözlerinizde, kimi aman da jest ve mimiklerimizle gösterebiliriz.
4. Duygusal Dinleme: Dinleyicinin söylenenleri, konuşmacının duygu ve düşüncelerine katılarak ve kendisini onun yerine koyarak dinlemesidir. Duygusal dinlemede, konuşmacının etkinliği daha ön plana çıkmaktadır. İyi bir komutan iyi bir liderin yaptığı konuşmalarda duygusal dinlemeyi sağlayacak unsurların çok olması konuşmayı daha etkili kılacaktır.
5. Eleştirel Dinleme: Bir ferdin dört yaşından on altı yaşına kadar kazanması gereken bir dinleme şekli de, eleştirel dinlemedir. Eleştirel dinlemede, insana söylenenlerle, kendi dünyasındaki gerçeklerin karşılaştırılması ve bunları değişik açılardan yorumlayıp değerlendirme fırsatı verir. Bu tür dinlemeye ulaşmak için ise, alt yapısının çok sağlam ve yukarıda bahsedilen bütün dinleme becerilerinin gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
Buraya kadar anlattıklarımızdan hareketle, etkili bir dinlemenin tam anlamıyla. gerçekleştirilebilmesi için, öncelikle iyi bir hafıza eğitimine ihtiyaç duyulduğu ortaya çıkmaktadır. Hafızayı besleyen unsurları kendi içinde tasnife tabi tuttuğumuzda ise, olumlu ve olumsuz etkileşimlerin bir birini iterek veya. çekerek hafızada farklı bir yapının gerçekleşmesine sebep olduğunu görmekteyiz. Bu yapılanmayı mümkün olduğunca en olumluya çevirmek için bütün olumsuzlukları, ciddi ve sistemli bir eğitimle en aza indirmenin gerekliliği ortaya çıkmaktadır. İyi bir dinleme için, iyi dinleyicide ihtiyaç duyulduğu hep göz önünde bulundurulması gerekmektedir.
Sözlü olarak iletilen mesajların doğru algılanabilmesi ancak aktif bir dinleme ile mümkün olduğu dikkate alınırsa, hem dinleyicinin hem de konuşmacının ortak sorumluluğu paylaşması gerekmektedir. Konuşmacının dinleyenlerin ilgi ve meraklarını sürekli zinde tutmak için, kendi konusuna hakim olması ve kullandığı dili, etkili ve kurallarına uygun bir tarzda kullanması gerekmektedir.
Buna bağlı olarak, sesinin tek düze olmaması teatral bir anlatım üslubunu, aşırıya kaçmadan gerçekleştirmesi; buna bağlı olarak dinleyicinin de, kimi, niçin, neden dinlediğini ve bu dinlemeden ne beklediğini özümsemesi icap etmektedir.
Sözümüzü Mevlana'nın şu sözüyle noktalıyoruz: "Sen ne söylersen söyle, söylediğin şey, karşındakinin anlayabildiği kadardır."
MEBS İletişim, Yıl: 2 Sayı: 5 Mart 1999
<< Geri