ÇOCUK HİKÂYESİ YAZMAK...
Dr. Gıyasettin AYTAŞ
Çocuk edebiyatı ilgili birbirinden farklı tanımlar yapılmaktadır. Başlangıçta “çocuğa göre”, “çocuk için” ve “çocuk duyarlılığı” şeklinde algılanan bu kavram, zaman içerisinde edebiyatçıların tepkisiyle yeni anlamlar kazanmaya başladı. Çocuk edebiyatı, kimilerine göre çocuktan bahseden bütün edebi verimler, kimilerine göre de çocuğun ekseni etrafında gelişen olay ve düşünceleri aktaran eserler olarak tarif edilirken, bir kısım araştırmacı da bu kavramı edebiyat genel kavramı içerisinde ele almıştır.
Çocuk edebiyatı kavramının ortaya çıkışını veya böyle bir kavramın varlığından ve gerekliliğinden bizi haberdar eden eğitimci yazarların katkılarını göz ardı etmemekle birlikte, çocuk edebiyatının ortaya çıkmasında, çocukların daha etkin olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bir şeyin gerçekleşmesi için, ona ihtiyaç olması gerekir. Çocuklar, ta eski zamanlardan beri kendilerine uygun sözlü ve yazılı kaynaklara ihtiyaç duymuşlar ve bu ihtiyaçlarını de çeşitli yollardan gidermeye çalışmışlardır. Çocuğun kendine göre ve kendisi için istediği edebi verimler, zaman içerisinde yayıncıların dikkatini çekerek, onların bu önemli pazara gözlerini çevirmesine sebep olmuştur. Bu arada çocuklar için yazılan tahkiyeli eserler, gün geçtikçe artış göstermiş, bunlar içerisinde de en önemli yeri hikaye türü oluşturmuştur.
Hikaye, şiir ile roman arasında hassas bir yapıya sahip olan ve göründüğünden çok daha önemli özellikleri olan edebi bir türdür. Genel olarak anlatmaya dayalı bir edebi tür olan hikaye, çoğu zaman birtakım olaylara ve şahıslara da yer verdiği için, romanla bir arada; çoğu zaman "hikaye ve roman" genel başlığı altında değerlendirilmeye tabi tutulmaktadır.
Hikayenin kendine özgü yapısı itibariyle diğer edebi türlerden farklılık gösterir. Fazlalığı kabul etmeyen ve görünmeyen birtakım ölçüler bu türü şiire yaklaştırmaktadır. Belirli dönemlerde romancılar için bir basamak olarak görülen hikaye, giderek şahsiyet bulmuş ve Ömer Seyfettin'den Sait Faik'e uzanan bir yoldan geçerek günümüze gelmiştir.
Hikaye, genellikle büyükler tarafından okunması gereken bir tür olarak algılanmaktayken, bu türün çocuklar açısından da büyük bir önem arz ettiği son yıllarda daha çok anlaşılmaya başlandı.
Henüz konuşma aşamasına gelmeyen çocuk, hikâye kavramı ile dolaylı olarak karşılaşır. Kimi araştırmacılar, bu karşılaşmayı 2 yaşına kadar indirmektedir. Ancak, bu karşılaşmanın oluşumunun bilinçli olduğunu söylemek imkansızdır. Çünkü, o yaşta çocuğun hareketlerinin birçoğunda bilinçli bir tutum gözlenemez. Çocuğun hikaye kavramı ile bilinçli bir şekilde karşılaşması ise ancak 8 yaş civarında olmaktadır
Çocuk, kendi hayal dünyasında oluşturduğu bir olayı tek başına yaşadığı gibi, kimi zaman çevresinde bulunanları da anlatımlarına ortak eder. Bazen kişileştirmeler yaparak, kendi dışında gelişen olayları canlandırır ve onu yorumlar.
Türkiye'de çocuk hikayelerinin niteliği ve özellikleri ile ilgili bilimsel çalışmanın sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar azdır. Hikaye metninden tutun da, bu metinlerin okunması veya okutulmasında uyulması gereken kuralların yeterince belirlenmemiş olması, hazırlanan çocuk hikayelerinin kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Günümüzde birçok çocuk hikayesi, büyüklerin bile anlayamayacağı özellikte olmasının asıl nedeni de budur. Çocuk hikayeleri konusunda bilimsel ve tematik çalışma yapıldığı takdirde, yazılan hikayelerin yazar, çocuk ve aile üçgeninde istenen boyutları yakalayacağını söyleyebiliriz.
Çocuklara yönelik yazılan eserlerin pedagojik açıdan olduğu kadar, kültürel açıdan çocuğa göre uygunluğu tartışılmaktadır. Özellikle ülkemizde yayınlanan çocuk kitaplarının hemen tamamına yakınında bu özelliği görmekteyiz. Konu ile ilgili bilimsel bir kuruluşun olmayışı, var olan kuruluşlarda da yeterli ve kalifiye elemanın bulunmayışı çocuk yayınlarında başıbozukluğa ve vurdumduymazlığa sebep olmaktadır. Bu yüzden herkes çocuklara yönelik hikaye yazamaz. Bir kimsenin çocuklara yönelik hikaye yazabilmesi için, onun ruh dünyasını çok iyi anlaması gerekmektedir. Bilindiği gibi çocuk, biyolojik ve psikolojik gelişimi içerisinde diğer yaş guruplarından farklı bir özelliğe sahiptir.
Gelişmiş batı ülkelerinde çocuklara yönelik hikaye eserleri, çocuk psikologları, pedagoglar ve sosyologların işbirliği ile yazılmaktadır. Bizde de buna benzer ekip çalışmalarının yapılmamış olması, yazılan eserlerin büyük bir kısmının, çocukların zevk dünyasına hitap etmediğini gözlemekteyiz.
Eğitimciler ve psikologların tespitlerine göre çocuk hikayelerinin yazımında üç yaş grubu esas alınmalıdır.
1.,Okul öncesi (5-7 Yaş Grubu Çocuklar) : Bu yaş grubuna dahil çocukların en önemli özelliği bir hikaye metnini okumanın yanında, kendileri de hikayede anlatılan olayı yaşamak isterler. Bu yüzden, hikayelerde anlatılan olay, çocukların sadece duygularına hitap etmemeli, onun etrafında gözlediği ve yaşadığı ve gerektiğinde yaşadığı olaylardan seçilmelidir.
Bu yaş gurubu için yazılan hikaye metninde kullanılacak görsel malzemeler de özenle seçilmelidir. Bu malzemeler abartıdan uzak ve doğal bir yapıya sahip olmalıdır. Hikayelerde kullanılan görsel malzemede önemli olan, çocuğun kendi hayal dünyasını da kullanmasına imkan tanımak ve kendini olayın içinde hissetmesini sağlamaktır. Bazen çocukların da hikayeye katılması için, dolaylı mizansenler hazırlanmalıdır. Çocukların anlatılan hikayeye katılma ve onu paylaşıma arzuları da göz önüne alınarak, hikayenin kurgulanmasında bu durum göz önüne alınmalıdır. Kimi zaman hikayelerin kurgulanmasında ve resimlenmesinde bazı aşırılıklara kaçıldığı görülür. Çocuklara hikayeyi sevdirmek, onları anlatılan olayın içine çekmek için, aşırılıklardan uzak durulmalıdır. Çünkü, bu yaş grubu çocuklarında her zaman bir denge anlayışı hakimdir.
2.İlkokul Devresi (8-12 Yaş Grubu Çocuklar): Bu yaş grubu çocukların eğilimleri içten dışa doğrudur. Çocuk çevresiyle daha uyumlu ve onlarla ilişki kurma arzusu içindedir. Paylaşımcı ve paylaştırıcı özellikleri ön plana çıkmaya başlamıştır. Etrafında olup bitenleri nedenleriyle birlikte öğrenmeye ve kendince bir sonuca ulaştırma arzusu içinde olan çocuk, sadece gözlemci değil, aynı zamanda katılımcıdır. Öğrenme arzusu ile, akılına gelen veya kafasına takılan her türlü soruyu sormaktan çekinmez. Onun için, bu yaş grubu çocukları için yazılan hikaye metinlerinde bu özellikler dikkate alınmalıdır.
Yazılan hikaye metinlerinin çocukların yaş seviyesine uygun olmakla birlikte, kurgusu sağlam olmalı, gereğinden fazla abartılara ve çocuksu anlatımlardan uzak durulmalıdır.
3. Ortaöğretim Devresi (12-15 Yaş Grubu Çocuklar): Bu yaş grubundaki çocuklar büyüklere yönelik hikaye metinleri ile çocuk hikayeleri arasında köprüdürler. Diğer yaş grubuna bağlı çocuklarda hikayeler genellikle hayal mahsulü iken, bu yaş grubuna yönelik hikayeler daha gerçekçidir. Çocukların genel psikolojik özellikleri de dikkate alındığında, değişken bir ruh yapısına sahip oldukları için, kimi zaman olgun bir insan, kimi zaman da çocuksu bir karaktere bürünebilirler. Tutarsızlıkların sık görülmesi, onlara yönelik yapılan her türlü eğitim faaliyetinin özenli olmasını gerekli kılmaktadır.
Kendi yaptıkları işlerin beğenilmesini isteyen çocuklar, okudukları hikayelerin, büyükler tarafından da beğenilerek okunmasından mutlu olurlar.
Yukarıda ifade etmeye çalıştığımız yaş grupları ve bunların belirgin özelliklerinin dikkate alınması, çocuklara yönelik eserlerinin başarısını artıracaktır. Günümüzde aileler, çocuklara yönelik eserlerin önemini yeterince fark edemediği için, çocukların gelişiminde karşılaşılan olumsuzluklar gün geçtikçe artmaktadır. Aileden başlayan ve daha sonra okulda gelişmeye başlayan çocuk ve oyun ilişkisinin, bilimsel ölçüler içinde düzenlenmesi ile birlikte, sağlıklı bir neslin yetişmesinde önemli mesafeler alınacaktır.
Hikaye her yaşta insan için önemlidir. Ancak çocuk için vazgeçilmez bir olgudur. Bu gerçekten hareketle, çocuğun hikaye yoluyla eğitimini sağlamak, onlara istenilen davranışları kazandırmak en kestirme yoldur. Batılı eğitimciler bunun önemini çok önceden keşfetmiş, eğitim programlarını bu gerçek ışığında düzenlemişlerdir. Bizim de, tiyatroyu bir sahne faaliyetinin dışında, çocuğun eğitiminin her safhasında kullanılacak bir öğe olarak görüp, eğitim programlarımızı buna göre düzenlememiz gerekmektedir.
Yukarıda ifade etmeye çalıştığımız yaş grupları ve bunların belirgin özelliklerinin dikkate alınması, çocuklara yönelik yazılan hikayelerin başarısını artıracaktır. Günümüzde hikaye, bir hayat tarzı haline gelmediği veya aileler hikayenin önemini yeterince fark edemediği için, çocukların gelişiminde karşılaşılan olumsuzluklarda hikayenin yapıcı gücü ve rolü anlaşılmaktadır. Oysa hepimiz hikaye anlatarak yaşar ve kendimizi ifade ederiz. Çocuğun ruh ve düşünce dünyasının gelişmesinde onları böyle yapıcı ve eğitici bir güçten mahrum etmemenin anlam ve gerekçesi olamaz.
Hece Aylık Edebiyat Dergisi, Yıl: 5, Sayı 50, Şubat 2001.
<< Geri