"ÇİLEDEKİ İNSAN NECİP FAZIL''(*) ADLI KİTABIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Gıyasettin AYTAŞ

Gazi Üniversitesi

Yeni Türk Edebiyatı Doktora Öğrencisi

Necip Fazıl hakkında yapılan araştırma ve değerlendirmelerin büyük bir ekseriyeti, onun ölümünden sonra yayınlanmıştır. Bunların önemli bir çoğunluğu objektif olmanın yanında, üstadı tek cepheli olarak ele alan ve değerlendiren çalışmalardır. Aslında Necip Fazıl'ın dikkate alınması gereken, belki de en önemli yanı, onun hayatı boyunca çekmiş olduğu "Çile"sidir. Aynı zamanda şiir kitabının da adı olan çile, Nacip Fazıl'ı yoğuran, olgunlaştıran ve bu günkü kıy­metine ulaştıran en önemli unsurdur.

İhsan Kurt, değişik bir metot kullanarak Necip Fazıl'ın çilesini onun ken­di eserlerinden hareketle anlatarak, değişik bir çalışma metodu gerçekleştirmiş­tir. Kitabını on bir ana bölüme ayıran Kurt, her bölümde, Necip Fazıl görüş, dü­şünce ve felsefesini akıcı bir üslupla kaleme almıştır. İlk bölüme "Çiledeki İn­san" adını veren yazar burada Necip Fazıl'ın iki tür çileden “büyük dehaya sahip sanatkarların, velilerin tefekkür ummanına dalanların maddi ve manevi varlıklarını çepeçevre saran sonsuz ve deruni çile" (S. 1 ) yi tercih ettiğini, bu çi­lenin de "aslı ve asıl" çile olduğunu ifade eder. "Çiledeki İnsan" ilk korkularını çocukluk yıllarında yaşadığı konakta hissetmiştir. Yazar, Necip Fazıl'ın çektiği bu. korkuları, bir yabancı düşünürün şu sözüyle açıklar : "Hiç korkmamış bir ­kahramanın, hiç sevmemiş insan elbette yoktur." Necip Fazıl bu iki unsuru en olgun şekilde görmek mümkündür.

"Çiledeki İnsan'ın asıl çilesi, kendisini saran aşırı vehimler ve korkuların sonucunda bir kapı aramaya yönelmesi. ve sonunda da böyle bir kapının açılmasıyla başlar. İhsan. Kurt, bu durumu şöyle ifade eder :

"Yıl 1934 ve Necip Fazıl Sathi ve Yalan "Çile" olan günlük sıkıntılarından asli çileye girer. Artık "O" dediği Abdülhakim Arvasi'yi tanımış ve kapısı ona açılmıştır. İşte bundan sonra Necip Fazıl, gerçekten ÇİLEDEKİ İNSAN olmuştur." (S.11)

Necip Fazıl'ı "kendini bulmaya memur bir yaratık' olarak tasvir eden İhsan Kurt, onun insana bakış tarzını şu satırlarla ifade eder

"Necip Fazıl insanı kesinlikle felsefe konusu olarak değil, İslâm'ın güzlüğü ile bakarak yansıtmış. Onu ruhtan ziyade nefsi ile cebelleşen, nefsi ile iniş ve çıkışlar yapan, ameli ile "Eşref-i Mahlukat” veya "Belhüm Edal'' kimliğine bü­rünmüş bir çerçeve içinde işlemiştir. (S.25)

Necip Fazıl'ın "Ben"den anladığının aslında gurur derecesinde olmadığını ifade eden İhsan Kurt, "Necip Fazıl, hep ben derken kendini övmekte, büyük­lük taslamamaktadır" (S. 37) demektedir. "Nefs"i çeşitli yönleriyle ele alan Kurt bu noktada Necip Fazıl'ın Nefs konusundaki çeşitli eserlerinde ele aldığı düşün­celeri değerlendirir. Buna misal olmak üzere, üstadın şu mısralarına kitabında yer vermiştir :

Cinnet, şüphe, korku benim eserim;

Sıcak kalbinizde gizlidir yerim.

Bir kurdum ki, sizi hep diş diş yerim.

Ve gezerim her gün elbisenizde... (s. 46)

Her büyük sanatkarın, bedeni çilesinin yanında, "Tefekkür ve Fikir Çilesi" de vardır. Bu durum, Necip Fazıl'da daha açık bir şekilde hissedilmektedir. İhsan Kurt'a göre "Necip Fazıl, Esseyid Abslülhakim Arvasi Hazretlerini tanıdık­tan sonra bütün hayatının yanı sıra fikir coğrafyasının da sınırları dalga dalga genişlemiş, tefekkür onun bırakmadığı değil bırakamadığı, onu çepeçevre ku­şatan asli çilenin özü olmuştur." (S. 57)

"Akıldan büyük nimet, zekâdan da ağır yük tanımıyorum'' diyen Necip Fazıl'ın "Akıl ve bilgi'' kavramları hakkındaki kavrayış ve bakış tarzını İhsan Kurt, gene üstadın çeşitli eserlerinden hareketle açıklar.

Bir insanı bütün boyutlarıyla anlamak ve anlatmak, onun hayat anlayışını, fikir dünyası bütün boyutlarıyla saran atmosferi anlamakla mümkün olur. Hele bu şahsiyet Necip Fazıl olursa böyle bir yolun ağırlığı, zorluğu ve çetrefilliği kendiliğinden anlaşılacaktır.

İhsan Kurt'un yaptığı bu çalışmanın diğer bölümlerinde Necip Fazıl'ın "'Yanlızlık", "Dünya Görüşü ve Dünyaya Bakışı", "Cemiyet ve Ahlâk Anlayı­şı'', "Günlük Hayata Bakış Tarzı" ayrı ayrı ele alınmış ve değerlendirilmiştir.

Yazar, eserinin son bölümüne, "Çetin Geçit; Ölüm" adını vermiştir. Bu bölümde, Necip Fazıl'ın ölüme karşı tavrı ve onun ölümden ne anladığını ifade ederken şu mısralardan faydalanır:

Ölenler yeniden doğarmış; gerçek!

Tabut değildir bu, bir tahta kundak

Bu ağır hediye kime gidecek,

Çakılır çakılmaz üstüne kapar? (s. 133)

Her ölümlü gibi Necip Fazıl da ölümü tatmış ve arkasında fikirlerini takib edecek, eserlerini okuyacak büyük bir kitle bırakmıştır. bununla kendini ebedi­leştiren sanatçı, kendisinden sonra gelenlere rehber olmuştur.

Denebilir ki İhsan Kurt, Necip Fazıl'ın "Çile"sini kendi özünde hissetmeye başlamış, bundan dolayıdır ki böyle bir eseri kaleme almıştır. Baskıdaki hatalar, anlatımdaki üslup farklılıkları ve bazen görülen tekrar anlatımlar bir kenara; bu eserin ilgilileri tarafından Necip Fazıl'ı değişik bir üslup ve anlayışla kavramak için incelemesi ve okunması gereken bir eser.

(*) İhsan Kurt, Çiledeki İnsan Necip Fazıl, .Ankara 1991

Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Dergisi, Sayı: 29, Temmuz-Ağustos 1991

<< Geri