AYGIRI KISRAKLA TUTARLAR

Gıyasettin AYTAŞ

Ertuğrul Kapusuzoğlu, Türk halk kültürü un­surlarının kaybolmaması için, elin­den gelen bütün gayreti gösteren, bu yüzden de sürekli olarak bu konuda çeşitli araştırma­lar yapan bir sanatçıdır. “Anadolu ve Ana­dolu kültürü üzerine yapılan tüm çalış­malar, yapılması gerekenlerin yanında hep devede kulak kalmıştır” diyen yazar, bu engin kültür hazinesinden istifade edile­cek daha çok şeyin bulunduğunu belirtmek ister.

1978 yılında başladığı öğretmenlik yılla­rında, çeşitli kültürel faaliyetlerin yürütülme­sinde birinci derecede sorumluluk üstlenmiş, hazıra konmak yerine kendi yazıp sahneledi­ği birçok oyunun altına imzasını artmıştır.Bunlar içerisinde çok beğendiğim “Şeytanın Askerleri” isimli piyes gerçekten seyredilmeye ve ibret alınmaya değer bir oyun. Yazar yapmış olduğu kültürel çalışmalar sırasında, “hayal mahsulü şeylerden çok, kendi za­man dilimleri içinde bir şiir, bir roman, bir destan gibi, uzun yıllar dillerde söylenip durduktan sonra, zamanın acımasız çarkları arasında öğütülerek unutulma­ya, yok olmaya yüz tutmuş kültürel de­ğerlerimizi derleyip yazmayı” (s.1) tercih ettiğini söylemektedir.

Yazmış olduğu senaryolarının birçoğu girdiği yarışmalarda çeşitli ödüller alan KAPUSUZOĞLU, eserlerinde daha ziyade için­den çıktığı sosyal çevrenin kültürel değer­lerini yansıtır. Bunlar içerisinde halk arasında anlatılan hikayeler, yöresine ait atasözü ve deyimler ve kendi gözlemleri sonucunda elde ettiği bilgiler büyük yer tutar. Türk insa­nının hasletlerinden biri de, az sözle çok şey ifade etmektir. Türkiye'mizin birçok yöre­sinde olduğu gibi, yazarımızın yetişmiş oldu­ğu Yozgat yöresinde de buna benzer söz­lerin olduğu muhakkak. Kapusuzoğlu bu özlü sözlerden biri olan “Aygırı Kısrakla Tutar­lar”ı senaryo haline getir­miş.

Bilindiği gibi, atasözleri ve deyimler, gerçek anlamla­rının dışında kullanılan kalıplaşmış sözler­dir. Bu yüzden çok geniş manâlara gelmekte­dirler. Çünkü, bu sözlerimiz, uzun tecrübe­lerden sonra ortaya çıkmış ve söylenmiştir. “Aygırı Kısrakla Tutarlar”da Yozgat'ın merkez köylerinden olan Battal'da yaşanmış gerçek bir hikayeden alınmıştır.

Sanatçı içinden çıktığı sosyal çevrenin ay­nası olmak zorundadır. Çünkü, insanlar oku­duğunu az, duyduğunu biraz, hem duyduğu­nu, hem de gördüğünü çok daha iyi anlar ve yorumlar. Kapusuzoğlu, “Aygırı Kısrakla Tutarlar”da okuduğu, duyduğu ve kendi gözlemleri sonucunda elde ettiği bilgileri hi­kaye etmektedir. Yazar bu konuda şöyle de­ğmektedir.

“Doğup büyüdüğümüz Bozok topraklarındaki malzemeyi kullanmamız, elbet­te tabiidir. Böyle yapmakla, bilmek, duy­mak, sevmek ve hissetmek gibi avantaj­larla üretilen bir eserin mümkün kılan en büyük başarıyı da beraberinde getirece­ği gibi, sorumluluğuna inandığımız bir gö­rüşten hareket ettik.” (s.4)

Yazar, senaryoda ele aldığı hikayeyi iki kaynağa dayandırmaktadır. “Aygırı Kısrakla Tutarlar Üzerine...” bölümünden öğrendiği­mize göre, bunlardan biri tarihi kaynaklar, diğeri de halk arasında anlatılanlardır. Her iki kaynakta da ortak olan yönleri ele aldığını ifade eden yazar, mukayese sonucunda kabul edilebilir ve doğru bir sonuca ulaşmaya çalış­tığını söylüyor. (s.3-14) Ancak bir konuda da endişesini dile getirmekten kendi alamayan KAPUSUZOĞLU, “Takdir edersiniz ki, ya­şanmış bile olsa, bir olayı tüm gerçekliği ile bir sanat eserinde aktarmak, hem tek­nik açıdan, hem de sanatsal açıdan mümkün değildir.” (s.1e) demektedir.

Senaryolar genellikle oynanmak ve Filme alınmak için yazılır. Bunların bir kitap halin­de okuyucuya sunulması alışılmışın dışında olan bir hadise, Ertuğrul KAPUSUZOĞLU'nun bu konudaki cesaretini üslup ile okuyucunun olumlu tepkisini alabilecek güveni kendinde buldu ki, böyle bir yola başvurdu. Kitabını okuduktan sonra, bunda da pek haksız olma­dığını görüyoruz. Senaryonun şu sıralarda, Kazakistan Cumhuriyeti ile gerçekleştirilecek bir ortak yapımla filme alındığını da belirte­lim.

Eserde iki düşman oba arasında cereyan eden olaylar anlatılmaktadır. Zülfikâr Bey obasında sevilen, sevildiği kadar da büyük saygı gören biridir. Kendisi, beyi olduğu oba­yı sabahtan al;şama kadar hiç durmaksızın at sırtında gezer, hal hatır sorup, müşkili olanla­rın yardımına koşar, tedbirler alır. Bu yüzden oba halkı onun için, “Allah nazardan sakla­sın, Allah başımızdan eksik etmesin.” (s.e1) demektedirler.

Bir oba beyi olmasına rağmen, büyükleri­nin sözlerini dinleyen ve onlara hürmette hiç bir Zaman kusur etmeyen Zülfikar Bey, her konuda onlara danışıp, fikir sormayı adet edinmiştir.

Köşkerler obasının beyi Mahmut ise, ezeli düşman saydığı ve çekindiği Zülfikar Bey'i or­tadan kaldırmak için çeşitli tuzaklar hazırla­maktadır. Elde ettiği çeşitli fırsatları değerlendiremeyen Mahmut Bey, onu bir gün mutlaka tuzağına düşüreceğinden emin gibidir.

Topal Hafız, Zülfikar Bey'in güvendiği, saygı duyduğu ve bu yüzden de bütün sözlerine itibar ettiği biridir. Ancak, Zülfikar Bey, onun evlenme konusunda yaptığı baskı­ları pek dikkate almaz. Topal Hafız, çocuğu olmayan Zülfikar Bey'in evlenmesini iste­mesine karşılık, ondan beklediği olumlu ceva­bı bir türlü alamaz. Çünkü Zülfikar Bey, kendi yokluğunda beylik makamına kardeşini lâyık görmekte, bu yüzden de evlenmeyi gereksiz bulmaktadır. Bu konuda Topal Hafız, hiç de onun gibi düşünmüyor. “Selman'ın evlen­mesine de, bebeğinin olmasına da inşal­lah derim Beyim. Lakin beyliğine amin çe­kemem. Selman'a bey demeye dilim var­maz nedense. (Sesini yükselterek) Bey. Bey, Zülfikar Bey, Selman'a güvenme, Selman'dan Bey olmaz. Olsa bile Ağaçlu ka­bul etmez. En iyisi sen evlen, evlen de başının çaresine bak, soyunu kurtar.” (s.76) der.

Topal Hafız'ın Selman konusundaki dü­şüncelerinin doğrulup daha sonra gelişen olaylar sonucunda ortaya çıkar. Çünkü Sel­man, Zülfikar Bey'in olmadığı bir sıradâ, obası­nın kızlarından olan Elif'e saldırmış, foyasının meydana çıktığını anlayınca da kendi canına kıymıştır. Bu olaydan sonra, Züfikar Bey'in evlenmeme konusundaki alternatifi de orta­dan kalkmış olur.

Mahmut Bey'in çok sevdiği Balkız adlı bir kızı vardır. Balkız, babası kendi istemediği birine vermeyeceğine dair söz vermiştir. Bal­kız obalı kadınlarla dere kenarında yün yı­karken, orada geçmekte olan Zülfikar Bey'i gö­rür ve aşık olur. Zülfikar Bey de kendisini gör­müş, “İşte bir kır çiçeği” diyerek çok beğen­diğini ifade etmiştir. İkisinin arasındaki iliş­kileri ölçüsü gün geçtikçe artmış daha sonra da bu durum Mahmut Bey tarafından öğrenilmiştir.

Beklennin tam aksine, Mahmut Bey bu duruma kızacağı yerde, aksine çok; memnun olmuştur. Hatta bu konuda kızını teşvik et­mek maksadıyla, “Mümkünatı yoktur, biri­cik kızımın dileği benim de dileğimdir. Kızımın istediği bey, ola ki, can düşma­nım bile olsa” (s.l75) demektedir. Bu du­rumdan haberdar olan Zülfikar Bey ise duy­duklarına inanmakta güçlük çekerek, “Allah Allah, eğer doğru söylüyorsan dünyanın sonu gelmiş demektir” (s.175) diyerek şaş­kınlığını ifade eder.

Artık Balkız'la evlenme konusunda bütün engellerin ortadan kalktığını gören Züliikar Bey, bu konuyu Topal Hafız'a açtığında hiç de beklemediği bir tepkiyle karşılaşır. Sürekli olarak evlenmesi konusunda kendisini zorla­yan Topal Hafız'ın göstermiş olduğu bu tepki­yi anlamakta zorluk çeken Zülfikar Bey, Topal Hafız'ın, “Bey Bey, Zülfikar bey, sana ev­len dedikse, kan düşmanımız, can düşma­nımız Köşker Mahmut'un kızını al deme­dik ya. Kalsın istemem, eğer böyle evle­neceksen, Selmanlar'ın ocağı kör kalsın daha iyidir.” (s.179) sözlerini dikkate almaz bile. Zülfikar Bey'de bunları dinleyecek ve an­layacak bir halin olmadığını da anlamış olurlar.

Topal Hafız, Zülfikar Bey'i bu işten vazge­çirmek için bütün gücüyle mücadele eder. En sonnunda da, ele avuca sığmayan ve kapalı bu­lunduğu çitlerden bir an evvel kurtulmak için çırpınan bir aygırı serbest bırakan Topal H­afız, Zülfikar Bey'den bu aygırı yakalamasını ister. Zülfikar Bey, bütün uğraşmalarına rağmen bunda başarılı olamayınca, Topal Hafız, yedeğine aldığı bir kısrakla ele avuca sığma­yan aygırı yakalayınca, Zülfikar Bey, Topal Hafız'ın ne anlatmak istediğini çok iyi anlar ve şöyle der:

“Anladım Topal, ne demek istediğini anladım. Aygırı Kısrakla Tutarlar.” (s.l98)

Gözünü aşk bürümüş Zülfikar Bey'in tıpkı deminki aygır gibi bir kısrak uğruna kapana tutulduğunu anlatmak isteyen Topal Hafız, bunda başarılı olamaz. Sonunda Balkız, Zülfikar Bey'le nişanlanır. İki düşman oba arasında düşmanlıkların sona erdiğini sanan Zülfikar Bey, bu yanlış teşhisini, canıyla öder.

Mahmut Bey, evine davet ettiği damadını tıraş ettirme bahanesiyle kendisi için cellat olarak berberin sandalyesine oturduğunda Berber için, Bey'in canını almaktan başka, yapacak bir şey kalmamıştır. Bu durumu öğrenen Balkız'ın “Bey babam, bey babam, niye yaptın, niye kandın, nası kıydın Zülfikar Beyime” sözlerine karşılık, Mahmut Bey'in verdiği cevap enteresandır. “Ne yaparsın kızım, aygırı kısrakla tutarlar bilmez misin? Seni de yem olarak kullandım işte.” (s. 244-245)

Senaryoda konu olan Aygırı Kısrakla Tutarlar sözünün hakikati böylece ortaya çıkmış olur. Gerçekten Türk tarihi içinde, böyle vahim olaylara sıkça rastlamak mümkündür. Demek ki, insanlar ne kadar güçlü olursa olsun, mutlaka bir zayıf tarafı bulun­maktadır. Önemli olan bunu düşmanına his­settirmemek. Eğer düşman bu zayıflığı hisse­decek olursa, bu o kişinin veya milletin fela­keti olur. Göktürkler'de olduğu gibi.

Akıcı bir üslup ve zevkli bir anlatım tekni­ğine ulaşmış oları bu senaryo, bir çırpıda okunacak kadar sürükleyici. Bir arkadaşımın tabiriyle, filim gibi, nasıl bittiğini anlamak mümkün değil. Okunurken bile, insana zevk veren bu eserin, filminin nasıl olacağını tahmin etmek zor olmasa gerek.

Yazar, gerilim unsurlarını yerinde ve za­manında kullanmıştır. Eser boyunca bu kendi­ni sürekli hissettiriyor. Gerilimlerden biri biti­yor, arkasından bir diğeri başlıyor. Bu da ese­rin dinamizmini sürekli ayakta tutuyor. Bazı senaristler, ayrıntıya girmeden, ana hatları verip, diğer kısımları yönetmene bırakırlar. Halbuki KAPUSUZOĞLU, yönetmenin işini kolaylaştıracak bütün ayrıntıları vermeyi yeğle­miştir.

Türk halk kültürünün ve folklorünün de­ğişik unsurlarının sergilendiği bu eserin aynı zamanda otantik bir yapısı da bulunmaktadır. Bu yüzden, halk bilimiyle uğraşanların da dikkat etmesi ve incelemesi gereken bir taklitçi beyinlerin, ağalığın ne manâya geldiğini bu eserden okuyup öğrenmeleri icap ediyor.

Yazar kullanılmadıkları için unutulmaya yüz tutmuş, ya da sadece yöresel olan bazı kelimelerin karşılıklarını kitabının sonuna ek­lediği sözlük kısmında vermiştir. Bu güzel çalışmanın devamının geleceğini umarken, ku­surlarını kapatan güzelliklerin çok olması yüzünden bunlara pek temas etmeyi gereksiz görüyoruz

Aygırı Kısrakla Tutarlar (Senaryo), Ertuğrul Kapusuzoğlu, Ankara 1991, Alıntılar bu baskıya aittir.

Bozok Kültür Edebiyat Dergisi, Ekim-Kasım-Aralık 1991

<< Geri