NGO'LAR KÜRESELLEŞMENİN MİSYONERLERİ”

Gıyasettin AYTAŞ

Günümüzde sömürünün adı ve uygulama şekli değişti. Geçmişte, baskı ve zulme dayalı sömürü yapılırken, şimdilerde genellikle 'gönüllü köleliğe' veya 'gönüllü kabullenmeye dayalı bir sömürü düzeni oluşturulmaktadır. Bu düzende asıl olan, bilincin köreltilmesi, egemen güç odaklarının etkin hale getirilerek, küçük gruplara, büyük kitleleri kontrol ettirilmesidir. Bilincin sömürgeleştirilmesinde ise aydınlar, yazarlar, uzmanlar, bilim adamlarının oluşturdukları sözüm ona düşünce kuruluşları ve sivil toplum örgütleri önemli aracılar olarak görev almaktadırlar.

XIX. yüzyılda kapitalizmin patronları insanları akıl almaz bir şekilde sömürürken, diğer taraftan da kimsesiz çocukları koruma dernekleri kuruyorlardı. Böylece, bir taraftan sömürü düzeni işliyor, diğer taraftan da bu düzenin arka planını gizleyecek çabalar göz boyama faaliyetleri olarak kendini gösteriyordu. Kurulan vakıf ve dernekler aracılığı ile sömürenin amaç ve hedefleri doğrultusunda faaliyetler yürütülüyordu. Bunlar da NGO'lar olarak ün salıyor, toplumların hafızasına kurtarıcı melekler misali yer ediyorlar.

NGO'lar siyasete karışmadıklarını söylemekle birlikte, olup bitenleri siyasiler aracılı ile muşrulaştırma , finansmanını sağladıkları ülkenin çıkarlarını korumakla görevlidirler. Bilindiği gibi, parayı verenin yönetmesi önemli bir kuraldır. Bu kuruluşlar da parayı naradan alıyorlarsa, onlar tarafından yönetilmekte ve yönlendirilmektedirler. Kendilerinin bağımsız oldukları iddiası ise, tebessüme neden olacak bir yalandan öteye geçmemektedir .

NGO, İngilizce “ Non - Govermental Organisation ”; yani “Hükümet dışı Kuruluşlar”ın kısaltması, diğer adı “Sivil Toplum Kuruluşları”. [1] NGO'lara ilişkin Hasan Yalçın, çeşitli olgulara dayanarak, bütün yönleriyle ve bütün çıplaklığıyla bu kuruluşların faaliyetlerini ortaya koymaktadır. Yalçın bu kuruluşları tarif ederken, “Yeni Dünya Düzeni'nin tarihe “ NGO'lar düzeni olarak geçeceği kesindir. NGO, ulusal devletleri parçalamak, yıkmak veya sömürgeleştirmek için, nükleer silahlar kadar etkili; her türlü silahın gerçekten etkili olmasını sağlayacak müthiş bir örgütlenme modelidir.” (YALÇIN: 2005, 12) demektedir. Bu kuruluşların arka planlarını ve var oluş gerekçelerini sorgulamadan, ülke gerçeklerinin kimler tarafından nasıl değiştirildiğini anlamak mümkün değildir.

Hasan Yalçın, NGO'ların sadece Türkiye'deki faaliyetleri üzerinde durmakla kalmamış, NGO oluşumunu bütün yönleriyle yaşamış olan Yugoslavya ve Irak örneklerini de analiz etmiş. Buralarda, askeri faaliyetlerle tam uyumlu hizmetten, istihbarat örgütleriyle işbirliğine kadar bütün marifetleri gerçekleştiren “ NGO'lar , ulusal direnci kırmak, milletleri birbirlerine düşürüp çatıştırmak için psikolojik savaşın bütün yöntemlerini kullanmaktan çekinmediklerini ortaya koymuş. Yalçın'a göre, bu sözüm ona sivil toplum kuruluşları, işbirlikçiliği ve ihaneti örgütlediler; milletlerin ahlakını bozdular, insanları çürüttüler; ezilmiş yığınların içinden CIA ve diğer istihbarat örgütleri için eleman devşirdiler.

Kitabın daha ilk sayfalarında yer alan şu bilgi, NGO adı altında örgütlenen kurumların, hangi kuruluşlarla, nasıl bir ilişki içerisinde olduklarını göstermesi bakımından dikkat çekicidir: “Amerikan Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Strobe Talbott , 12 Nisan 1995 Çarşamba günü, Ankara'da. Amerikan Elçilik Konutu'nda, İHD Genel Başkanı Akın Birdal , TİHV (Türkiye İnsan Hakları Vakfı) Başkanı Yavuz Önen, Helsinki Yurttaşlar Topluluğu Türkiye Temsilcisi Murat Belge, DEP Avukatı Yusuf Alataş ve şimdi NGO'culuğu daha da ilerleterek TOSAV (Toplumsal Sorunları Araştırma Vakfı) Kurucular Kurulu Başkanlığı makamına gelmiş olan SBF Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğu Ergil'le kamuoyuna açıklanmayan, yani gizli bir toplantı yaptı. Toplantıyı Aydınlık dergisi açığa çıkardı ve 15 Nisan 1995 tarihli sayısında yazdı. Katılanların sorular karşısında açıklamak zorunda kaldıklarına göre, Talbott , toplantıyı bizzat Başkan "Clinton'un istediğini söyleyerek katılanları onurlandırmış; "Türkiye'nin Avrupa Birliği dışında tutulmasını ister misiniz?" diye sormuş; katılanlar "istemeyiz" yanıtını vermişler, "Türkiye'nin bu şekilde terbiye edilmesinde büyük zarar bulunduğunu" belirtmişler; Talbott'tan , Türkiye'ye bir AGİT gözlemci heyeti gönderilmesini istemişler; Türkiye'ye silah ambargosu konmasını da isteyeceklermiş ama, bunun için zaman kalmamış.” (YALÇIN: 2005, 7) Bu ifadelerden de anlaşılacağı gibi, kendi ülkesinin çıkarlarını bir kenara bırakarak, bir başka ülkenin yetkilileriyle pervasızca görüşen bu kuruluşların, ülke içinde oluşturdukları vitrinin yeniden sorgulanmasını gerekli kılmaktadır.

Yalçın'ın üzerinde durduğu bir başka husus da, NGO'ların organizasyon gerekçeleridir. Yalçın'a göre bunlar, “Yeni Dünya Düzeni'nin amaçları doğrultusunda, özel
olarak ulusal devletlerin yıpratılması ve yıkılması amacıyla-faaliyet gösteren "sivil" kuruluş, dernek, merkez ve vakıf gibi adlar taşıyan değişik örgütlerin genel ve
ortak adıdır.” (YALÇIN: 2005, 14)

Hacim olarak geniş olmamakla birlikte, zengin bir içeriğe sahip olan kitap bize, ihanetin birçok alanda kol gezdiğini, düşmanın içeridekilerin, dışarıdakilerden çok olduğu ve bunların da tehlikeli bir örgütlenme içine girdiklerini ortaya koymaktadır. Bu örgütlerin faaliyetlerini bilmeyen bazı safdilli kimselerin de, tabir yerinde ise gaflet ve delalet içinde bulunarak, ihanete yardım ettikleri anlaşılmaktadır. Türkiye'de henüz NGO felaketinin boyutları tam olarak anlaşılmış değil. Bu ve benzeri çalışmalar bizi kısmen uyandırsa bile, ileriki dönemlerde, ulusal bilinci geliştirmek için, bu tür kuruluşlarla mücadeleye girişileceği açıktır.

[1] Yalçın, Hasan : NGO'lar Küreselleşmenin Misyonerleri, Kaynak Yayınları , İstanbul, Haziran 2005.

<< Geri